Kayıtlar

Dil’im – 017

– Fakat youtube videolarında falan az takılma yapıyor. – Efenim telefondur, ne yapılır alo denir. Youtube da neymiş. – Telefondur dersen, benim telefonum aslan gibi. Alo diyorsun, buyur diyor mesela. Artık kendisiyle muhabbet bile ediyoruz. Hani derler ya telefonla konuşuyorum. Ben hakikatten konuşuyorum. – Siz iyice delirdiniz. Telefona bir milyar verecek kadar hem de… – Ne vereyim efendim. İnek, elma, pirinç mi vereyim? – Olur mu hiç efenim? Sulu yemek yapın.

Dil’im – 016

– Esprilerim yandı sandım bir an, onlar sağlam kalmış. Sanırım kozmosta siz kayıkçının sandalına bindikten sonra da kalacak efenim. – Valla ben o balıkçıya üç kuruş versem ne istersem onu yaptırırım. İpne parasız almıyor. – Fazladan para verin bari boğaz turu attırsın. Bol bol bozukluk sokun kıçınıza efenim. – Efendim g*t değil o göz yanlış bilgilendirmişler sizi. Ya da işinize geldiği gibi anlamışınız. Göze para koyuyoruz. – Tamam da göz ne kadar para alır ki? Öteki öyle mi ya! – Siz baya baya çeyizinizle gideceksiniz. – E her aradığımı bulamam ki orada. – Tabi baya bi' para almak lazım. – Kefen parası deniyor ya. – Zaten ***bank domuz kumbara yerine sizi kullanacakmış bundan gayri. ... – Beni bırakın, gidersem sizin değilim, gelirsem s*ksinler. – Bence büyük konuşmayın. – Bayrağı nereye koyayım? – Bence yakın bir yere koyun, daha çok lazım olur. – Altıma koyayım bari de çalınmasın. – Kayıkçıya verirsiniz belki, kim bilir? – Siz hala yanlış fikri ...

Dil’im – 015

– Şuradan bana bir bölüm seç de okuyalım. – İlahiyat. – Açıktan ilahiyat mı okunur yahu? – Niye lan, okumak için de mi kapanmak icap ediyor?

şehir, insan, insanlık

Resim
şehirler ölür ve ölü şehirlerde bedenli ruhlar dolaşır bu ruhlar katmak için sizi aralarına durmadan savaşır insanlar ölür bıraktıkları boşluk çerçöple dolar insanlık ölür göz çukurlarına başka hayatlar yuva kurar

Dil’im – 014

– Ben iki sefer girişimde bulundum da bir kez denk getiremedim o filmi izlemeyi. – Nasıl yani duvarı mı seyrettiniz ıskalayıp?

Bilim ve Edebiyat

“Bugünlerse Samsa’yı (Değişim’i) okumak gerekiyor. Türkiye’de birçok hamam böceği fabrikası var. Çok büyük değiller ama çok sayılabilirler. Henüz manifaktür aşamasındalar. Hamam böceği atölyesi açmak için bir binanın bir katını tutmak yetiyor. Birkaç masa, birkaç sandalye ve bir telefon. Bu üretim araçları sağlanınca hamam böceği üretme teknolojisi çok basit oluyor. Her sabah saat ondan akşam yediye kadar bir odada oturup hiç hareket etmeden, bir yemek arası ve bol sigara ile sürekli olarak telefona bakmak yetiyor. Böylece hamam böceğine dönüşme işlemi tamamlanıyor.” Yalçın Küçük, Bilim ve Edebiyat

Aç... Şat...

“Önce aç, sonra shots!” Dekolteli, kırmızılı kadın İnceliğiyle avuca sığar boyutlardaki bir cips paketini ağzına götürmüş. Öteki eli belinde. Saçları omuzlarından düşmüş, göğüs hizasına kadar uzanıyor. Etrafında yaşanan hayat, o resme antik bir esermiş kadar kayıtsız. Posterin dibinde bir kız çocuğu. Teninin görünen yeri sadece yüzü. Durak reklamındaki kadın ise askılı bir elbise giymiş. Kolları, omuzları açıkta. Bir tezatlıktır yaşanıyor. Sadece bakıyorum, ne acıma ne öfke, ne de başka bir duygu. Daha ergenliğe girmemiş kızın, bildiklerimden başka bir hayat yaşayacağını düşünüyorum. Önce aç, sonra shot... Otobüs bekleyen kızcağıza yabancı bir hayat.