Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Oyun Havası - Kaz Avı, (Kayna Deriz Kaynamaz Animasyon)

Resim
  Biz beş kardeş idik Birimiz kör Birimiz topal Birimiz sağır Birimiz çıplak Birimizin tüfeğinin çakmağı yok Ava gider, avdan gelirdik Bitmedik çalı dibinde Doğmadık tavşan avlardık Gene ava gittik Az gittik, uz gittik Dere tepe düz gittik Tepelerde yel gibi Derelerde sel gibi Ödünç alınmış un gibi Toza toza gittik Geri döndük baktık Bir arpa boyu yol Sekizimiz çalı çeker Dokuzumuz altın yakar Bir gün oldu kayna Kayna deriz kaynamaz Sağır: "Durun hele uşak, bir kaz geliyor Kanadının sesi kulağıma değdi Yoksa burası deniz mi" dedi Kör elini alnına dayadı. "Burası göl Kazlar çırpına çırpına geliyorlar" dedi Çakmaksız tüfeği olan sıktı kazı vurdu Topal; "Siz yetişemez, murdar edersiniz Ben varayım" dedi Çıplak: "Siz düşürürsünüz Ben koynuma koyayım" dedi Aldı koynuna koydu Kazı pişirmeye kazan gerek oldu Gölün kenarında gezerken Dibi düşük kenarı yok Bir kazan bulduk Sekizimiz çalı çeker Dokuzumuz altın yakar Üç gün oldu kayna Kayna deriz kaynamaz B...

Uyduruklarla Savaş 9 - Şairler Öldükten Sonra Güzel Şiir Yazamıyor

Resim
Şairler Öldükten Sonra Güzel Şiir Yazamıyor Yerleşmiş tuhaf bir geleneğimiz var. Namlı şairleri doğduğu ve öldüğü günlerde anıyoruz. Şairin fotoğrafı, üstüne bir şiiri, oldu bitti. Onlarca insana gönderilen ruhsuz kandil mesajlarına benzese de sorun değil. Şairin kitabını açarsınız, beğendiğiniz bir şiirini paylaşırsınız. Küçük bir çabayla, çok gerekli olmayan bir "zorunluluğu" yerine getirirsiniz. Bunda sorun yoksa, nerede var. Sorun; internetin kılcal damarlarına kadar sızmış olan uyduruklarda. Birilerinin yazdığı sıradan tekerlemelerin, uydurukların altına bir şairin isminin yazılmasında... Sorun desem de adı sahtekarlıktır. 9 Ocak, Cemal Süreya'nın ölüm yıl dönümü. "Öyle birini sevin ki" isminde, şiir diyemeyeceğim bir "şey" gözüme ilişti. Altında Cemal Süreya'nın adı vardı. Bu utanç verici paylaşımlar, niyet iyi olsa da şairin anısına hakarettir. "Şey"in tamamı yazının altında. Bakalım: "Öyle birini sevin ki, Yüreğinin solda att...

Flute şarkısı üzerine

Resim
Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu’ndaki Apolloncu–Dionizyak ayrımını, şiirin kendi kıvrımlı diliyle yeniden kurguluyor. Pan’la açılan kısım gerçekten de “ilkel enerji”nin, yani bilinç-dışının, bastırılmış libidonun, kışın çökerttiği süper-ego yüzeyini nasıl yırttığını gösteriyor. “Ass out in the air” bedenin utanç haritasını yırtıp atıyor; “let the ground get some hair” ise doğayı ikincil cinsel karakterlerle örten bir fetiş değil, doğayı kendini cinselleştiren bir organizma olarak sunuyor. Toprak, tıpkı bir ergen bedeni gibi kıllanıyor––bu, doğanın “puberte”si. Orpheus’un devreye girmesiyle kurulan form ve kontrol düzeni, modern kültürün en büyük fantazmagorisidir: Sanat her şeyi süblime eder, yani hem yüceltir hem de bastırır. Fakat şiirin yaptığı şey, bu yüceltme anının süresini kısaltmak, hatta onu bir “anlık askıya alma”ya indirgemek. “When the music stops love begins” cümlesi, sanatın büyüsünün tamamlanmasıyla değil, kesintiye uğramasıyla arzunun patladığını söylüyor. Dolayısıy...

Uyduruklarla Savaş 7 - Mark Twain Uydurukçusu Film

Resim
"It ain't what you don't know that gets you into trouble. It's what you know for sure that just ain't so." “Sizi derde sokan, bilmedikleriniz değildir. Doğru bildiğinizi sandığınız ama gerçekte yanlış olanlardır.” Bu sözün hem İngilizcesini hem de Türkçesini yayan sosyal medya hesapları var. Altına atılan imza ise Mark Twain. Kaynaksız alıntılar güçlü birer uyduruk adayıdır. Mark Twain bu sözü söylemişse, önce kitaplarında aramak gerekir. Hiç kimse yazarın kitabını okurken bu söze rastlamış ve paylaşmış değil. Uyduruk virüs gibidir, kendi başına çoğalamaz; bir taşıyıcıya yani paylaşımcıya gereksinim duyar. Paylaşan, paylaşımı için kaynak aramaz. Kaynak yok ama bu kez güçlü bir dayanak var: Bir film. 2015 yapımı The Big Short (Büyük Açık) filmi bu sözle açılıyor. Altında da Mark Twain ismi var ama film de bekleneceği üzere kaynak belirtmiyor. Konuyu araştırırken quoteinvestigator.com sitesini buldum. Sitenin konuyla ilgilenmesi işimi kolaylaştırdı.  Bu kayna...

İsm-i Mahfuz Şiiri Üzerine

Resim
  İsm-i Mahfuz Perim nerede? Yalnızdım, koynuma girdi. Düşüm nerede? Uyandım, kabusum oldu. Korkum nerede? Dostun yüzüne yerleşti. Erdemim nerede? Anahtar deliğinden kaçtı. Kocaman omuzların, görünmez ardın. Sonsuz ufkumda, yalnız sen varsın. Sen misin bir tek benim varlığım? Çocuk gibiyim, merak ederim. Aşkının nemi, sırılsıklamım. Çekil göreyim, daha olmalı. Yana eğildim, sağa ve sola. Çekil göreyim, ne var ardında? Bir ışık sanki, belli belirsiz. Gördüm ya durmam, ona giderim. Senin varlığın, beni gereksiz… Tadına doyulmaz gündüz rüyası. İçinde bir masa, uçsuz bucaksız. Bin bir çeşit tat, saymak imkansız. Aldım çatalı, batırdım ele. Boş heveslere, dalmayayım diye. Çatal batıyor, canım yanmıyor. Yanmadı canım, sıkıldı ama. İşte sunduğun bu sahte sofra Seni sevmişim, ardında hiçlik. Seni tatmışım, tadında hiçlik. Sevgilim nerede? Yarin altın yüzüğünde. Şiirim nerede? Çaresizliğime gömdüm. Aklım nerede, Sabah ezanı sattım. İnancım nerede? Bütün evrene saçtım. Çağlar Simsoy İsm-i M...

Faktotum şiiri üzerine

Faktotum: Modern Hayatın Boğultusu ve Sessiz Çığlığı Yazan: Cihat G. Polat Eflatun'un "Faktotum" başlıklı şiiri, modern bireyin yaşadığı yabancılaşma, döngüselik, çaresizlik ve bu çaresizliğe karşı gelişen içsel çığlığı konu alıyor. Gerek dize yapısı gerekse dilin doğrudanlığı ile çağdaş şiirde nadir rastlanan bir sahicilik barındırıyor. İsim olarak "Faktotum"un seçimi ise sadece başlık olarak değil, bir kavramsal omurga olarak da şiirin tamamına yayılıyor. "Faktotum"un Kavramsal Yükü Latince kökenli "faktotum" kelimesi, "her işi yapan kişi" anlamını taşır. Bu anlam, şiirde anlatılan bireyin durumuna ironik bir şekilde tezat oluşturur. Çünkü şiirin ana karakteri, sistem içinde kaybolmuş, kendi kararlarından çok başkalarının haritalarına uyan bir figürdür. Charles Bukowski'nin aynı isimli romanına da dolaylı bir gönderme barındıran başlık, bireyin varoluş çabasının sistem içinde nasıl boşa çıktığına da dikkat çeker.   Tema: Mo...

F La Tune - Kaç Yazar

Resim
  savruluşun sonu yok. çektiler mi altından bol bulduğun dünyayı düşmeye hasret kalırsın ciddiye alsan şakaya vursan kaç yazar. lif lif damar damar dökülürken için, dayanılmaz acın... sızı bile etmez. boş bir kabukla kalakalırsın. akışına bıraksan, diş tırnak tutunsan... kaç yazar? kaçyazar... "ciddiye alsan" kaçyazar... "şakaya vursan" kaçyazar... "akışına bıraksan" kaçyazar... "diş tırnak..." "tutunsan"   Spotify'da Dinle

Mücevher D - Coin

Resim
  içelim, kanserden beter yayılsın keder (şerefe...) kendimize geleceğimiz yok, içelim daha beter (sağlığına...) düştür düştür o da bi' görüştür her yaptığını koine dönüştür zat-ı şahaneleri bir tek kendisine acımakta (ben ben) beyni sulandıkça sağa sola saldırmakta (kim) düştür düştür o da bi' görüştür her yaptığını koine dönüştür dil kemikten yoksun fakat nedir bu halin zor dönmekte ağzının içinde söylediklerin düştür düştür o da bi' görüştür her yaptığını koine dönüştür Spotify'da Dinle    Bir de rock versiyonunu dinleyin:

F La Tune - Sarkaç

Resim
zayıf yanım yaram kaşınıp durursun olan bana olur en çok seni bana getireni seviyorum işte yerim aynı ne işim var burada az daha biraz daha saatler en çok seni bana getireni seviyorum Söz: Çağlar Simsoy Müzik: F La Tune Bu şarkının üç ayrı versiyonu var. Birincisi Drum and Bass tarzında. Klip Blender'da hazırlandı:     İkinci klibimiz, Battling Butler (1926) filmiyle oluşturuldu.

F La Tune - Çevrimdışı (Albüm)

Resim
Çevrimdışı On bir şarkıdan oluşan albümde sözler, Çağlar Simsoy'a ait. Çevrimdışı Sen Ben Aşk Binlerce Bohem Anımsa Gözlemci Hediyem Otoban Dilucu İyi Gelir Hayat Pınarı Albümü dinlemek için aşağıdaki linklerden birine tıklayın. YouTube'da Dinle Spotify'da Dinle

F La Tune - Flüt (Nature Edit)

Resim
baharı getiren Pan kıçı açıkta, daltaşak toprağı sulasa asık suratlarda dalgalanma, kaçma hevesi tıknefes yele tutuna tutuna Orpheus'un ardında eller kasıkta bir sürü müzik susunca seviş başlar kim kime dum duma flüt unutturur özlem umut pişmanlık silinir şimdi... yeşerme vaktidir Söz: Çağlar Simsoy Müzik: F La Tune

Çağlar Simsoy - Kararsız Evren

Resim
Söz: Çağlar Simsoy Söz: Çağlar Simsoy Müzik: Eflatun Solmaz Animated by: Çağlar Simsoy Sabahlardan korkar oldum sağı solu belli değil evrenin Sapını bulup tutabilseydim elma şekeri gibi sürüklerdim Ah benim dertli başım ne kararsız evrene düşmüşüm Astral seyahat dönüşü cüzdanımı düşürmüşüm Sürü sürü geldiler çullandılar üstüme Atomu anladık da altındaki parçacıklar ne Merkür retrosu, Venüs metrosu, Plüton fiskosu Kuzey Ay düğümü, Jüpiter-Uranüs buluşması Yıldızlar deviniyor burç burç, aşk hayatın için Koskoca evrenin işi yok seni dert edecek Ulan sen deli misin İster başına al, ister kıçına sok aklını Bana satmaya kalkmadan her halta inanabilirsin Büyük sırrı bulmuş kitap yapmış milyonlar satmış Keriz parası sevap, çuval çuval kazanmış Evrenin otomatını bulup şifre girerek para çekileceğini mi sanmış Kuyruksuz maymuna bak sen evrenin ona torpil geçeceğine kanmış Yat kalk dua et diyorlar ya böcek olarak uyansaydın Ahmaklar bilmiyorlar Samsa benim göbek adım Yarım akl...

Gulyabani Nereden Gelir

Resim
Gulyabani, bir asır önce çocukları korkutmak için anılan bir isimdi. Çoğumuz 1976 yılında yapılan, evsanevi kadrolu Ertem Eğilmez filmi Süt Kardeşler’le tanıdık onu. Süt Kardeşler, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani isimli romanından uyarlanmıştı.   “Gulyabani” bileşik sözcük. Kökünü Semitik dillerde buluyoruz, غَالَ (ġāla) fiili “aniden yakalamak, ele geçirmek” anlamında kullanılıyor. Farsçadan aldığımız, kullanmakta olduğumuz “gaile”, "aniden gelen bela" da aynı kökten geliyor. غول “ ġūl”, "aniden saldıran" anlamıyla birlikte zamanla demon (şeytan) anlamını da kazanıyor. Fransızca'ya "goule" ve buradan da İngilizce'ye "ghoul" şeklinde giriyor. Korku ve gotik edebiyatta evrimleşerek bugünkü çeşitliliğine ulaşıyor. Farsça “yābān” sözcüğü, Farsça verimsiz anlamına gelen یاب “ yāb” sözcüğünden türetilmiş. Çöl, bozkır, verimsiz alan karşılıklarını buluyor. Buradan “yabani”, “yabancı” sözcüklerine ulaşabiliyoruz. “Gulyabani” söz...

Adam Döven Şairler

Nurullah Ataç'ın kızı anla­tıyor. "Yıllar önce biz İzmir Caddesi’nde otururken buna benzer bir olay olmuş. Melih Cevdet'le Oktay Rifat, ba­bamın yolunu kesip tekme atmışlardı. Babam, akşam üze­ri eve gelirken tam sokağın köşesinde şimdiki Anadolu Kulübü'nün önünde Melih Cevdet'le Oktay Rifat, baba­mın önüne geçip ‘sen nasıl bizim şiirlerimizi beğenme­diğini söylersin?' diye babama vurmuşlar. Babamın aldığı helvalar elinden fırlayıp paltosuna yapışmış, şapkası ba­şından düşüp toz içinde kalmış, pantolonunun paçaların­da da iki gencin tekmelerinin izi vardı. Babam nefes ne­fese içeri girince halini görüp düştüğünü sanmıştık" Düşmüyor, dövülüyor; Oktay Rifat ile Melih Cevdet, Ataç'ı kiraladıklarını düşünmüş, olmalılar. Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler 4