Kayıtlar

yalansavar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Uyduruklarla Savaş 8 - Atatürk'ü Nostradamus Sanmak

Sosyal ağların içerik yaymadaki gücü, uyduruk çoğaltmada da görülüyor. Yalana, gerçekçi bir iki küçük makyaj  yapıldığında, geniş bir kitle benimsiyor. Ardından da uyduruk, virüs gibi yayılıyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün "tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili" şu sözleri dolaşıyor internet evreninde.  "Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlıyı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca, unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır. / 17 Aralık 1927" Bu uyduruğun Meclis tutanaklarına kadar girmesi, durumun ne kadar vahim olduğunu ve virüs b...

Uyduruklarla Savaş 9 - Şairler Öldükten Sonra Güzel Şiir Yazamıyor

Resim
Şairler Öldükten Sonra Güzel Şiir Yazamıyor Yerleşmiş tuhaf bir geleneğimiz var. Namlı şairleri doğduğu ve öldüğü günlerde anıyoruz. Şairin fotoğrafı, üstüne bir şiiri, oldu bitti. Onlarca insana gönderilen ruhsuz kandil mesajlarına benzese de sorun değil. Şairin kitabını açarsınız, beğendiğiniz bir şiirini paylaşırsınız. Küçük bir çabayla, çok gerekli olmayan bir "zorunluluğu" yerine getirirsiniz. Bunda sorun yoksa, nerede var. Sorun; internetin kılcal damarlarına kadar sızmış olan uyduruklarda. Birilerinin yazdığı sıradan tekerlemelerin, uydurukların altına bir şairin isminin yazılmasında... Sorun desem de adı sahtekarlıktır. 9 Ocak, Cemal Süreya'nın ölüm yıl dönümü. "Öyle birini sevin ki" isminde, şiir diyemeyeceğim bir "şey" gözüme ilişti. Altında Cemal Süreya'nın adı vardı. Bu utanç verici paylaşımlar, niyet iyi olsa da şairin anısına hakarettir. "Şey"in tamamı yazının altında. Bakalım: "Öyle birini sevin ki, Yüreğinin solda att...

Eflatun Solmaz - Cosmic Whims

Resim
  I'm starting to fear the break of day. The universe ain't got a steady way. If I could just grab hold of its stem, I'd drag it around like a candy gem. Oh, my aching head, what a mess! I’ve landed in a cosmic guess. Came back from my astral flight, Wallet gone — what a sight! They came in herds, they came full force. Piling on without remorse. “get the atom, sure” I say “But what’s sub it, anyway?” Mercury's retro, Venus's metro, Pluto's little fuss, North Node connections, Jupiter-Uranus, all about us! Stars are shifting signs, they're movin' for your love life's sake, Like the whole damn universe has got no better game to make. Man, are you insane? Take your brain, shove it wherever, feel no shame. You can believe in any crap, just don't try selling it to me, that's the aim. They found the big secret, wrote a book, sold millions more, Fools call it virtue, but it’s just cash in store. Thought they’d crack the universe’s vending machine co...

Uyduruklarla Savaş 7 - Mark Twain Uydurukçusu Film

Resim
"It ain't what you don't know that gets you into trouble. It's what you know for sure that just ain't so." “Sizi derde sokan, bilmedikleriniz değildir. Doğru bildiğinizi sandığınız ama gerçekte yanlış olanlardır.” Bu sözün hem İngilizcesini hem de Türkçesini yayan sosyal medya hesapları var. Altına atılan imza ise Mark Twain. Kaynaksız alıntılar güçlü birer uyduruk adayıdır. Mark Twain bu sözü söylemişse, önce kitaplarında aramak gerekir. Hiç kimse yazarın kitabını okurken bu söze rastlamış ve paylaşmış değil. Uyduruk virüs gibidir, kendi başına çoğalamaz; bir taşıyıcıya yani paylaşımcıya gereksinim duyar. Paylaşan, paylaşımı için kaynak aramaz. Kaynak yok ama bu kez güçlü bir dayanak var: Bir film. 2015 yapımı The Big Short (Büyük Açık) filmi bu sözle açılıyor. Altında da Mark Twain ismi var ama film de bekleneceği üzere kaynak belirtmiyor. Konuyu araştırırken quoteinvestigator.com sitesini buldum. Sitenin konuyla ilgilenmesi işimi kolaylaştırdı.  Bu kayna...

Uyduruklarla Savaş 6 - Ağlayıp Duran Oğuz Atay

Resim
Uyduruklarla Savaş 6 Ağlayıp Duran Oğuz Atay Fotoğrafını daha önce görmüşsünüzdür. Yıkıntıların fon olduğu fotoğrafta bir el yıpranmış, sararmış bir kitap tutmaktadır. Kitap üst köşesinden kıvrılmış. Kapağında şunlar yazılı: “gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara…” Bir de yazarının sözde ismi iliştirilmiş; Oğuz Atay. Kitap, sanki gerçekten yıkıntıların içerisinden çıkarılmış gibi görünüyor. Kitap gerçekse üzerinde yazan da gerçek olmalı. Kuşkuya düşmek için bir neden yok. Şimdiye kadar gördüğüm en gerçekçi uyduruk bu. İyi ama hangi yayınevi çıkarmış bu kitabı. Kapakta yayınevi logosu yok. Kapağın kıvrılan yerinin altında kalmış olabilir. Gerçi, hiçbir kapak tasarımında logonun cyclops gibi üste ortaya konduğu görülmemiştir. Diyelim ki öyle, bu kitabın ismi ne. Kitabın ismi, kitap üzerindeki uyduruk olabilir mi. Oğuz Atay’ın bu isimde bir kitabı bulunmuyor. Fotoğrafın bir görsel uyduruk olduğu konusunda kuşkumuz kalmıyor. Bel...

Uyduruklarla Savaş 5 - Matematik Bilmeyen Cemal Süreya

Resim
Uyduruklarla Savaş (Vol. 5) Şairin sözde şiiri şöyle başlıyor: "Bir kadını ortadan ikiye böl..." Bu korkunç satırı okuyan birinin şiir okuma isteğinin yitip gitmesi gerekmez mi. Şairi kim olursa olsun, bir şiir kitabında böyle bir dize varsa, o kitabın yeri çöptür. Herkes bilir, bir insanı ikiye bölerseniz ölür, geriye insan kalmaz. Bu iğrenç uyduruğun altına Cemal Süreya yazmak, internet evreninin çeşitli yerlerinde paylaşmak, şairin kemiklerini sızım sızım sızlatıyordur. Uyduruk şöyle sürüyor: "Yarısı annedir, Yarısı çocuk, Yarısı sevgili Yarısı aşk..." Görüldüğü gibi ikiye bölününce bereketi artmış. Öğretim hayatımızın ilk yıllarında öğrendiğimiz matematiksel gerçeklik, bir tamın iki yarım ettiğidir. Bu uydurukta dört yarım ediyor. Büyük bir şairseniz matematiksel gerçeklikler bile kaleminizin gücü altında bükülür, değişir, öyle düşünmüş olmalı uyduruk üretici bokyedibaşılar. İkiye böldük, dört yarım etti. Bu yarımlar neler: Anne, çocuk, sevgili, aşk... Ezogelin ...

Uyduruklarla Savaş 4 Getir Götürcü Montesquieu

Resim
Montesquieu, kitap bilmez paylaşım otomatlarına göre şöyle demiş:  "Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise, o ülke batar..." Bir kitapta böyle bir cümle görürseniz, okumayı sürdürür müsünüz? Ben sürdürmem. Kıraat eyleminin en az yapıldığı kıraathanelerdeki profesörlerden biri böyle analiz yapsa, kimse kafasını çevirip bakmaz. "Getiri”, Farsça kökenli “kâr”, Arapça kökenli “faiz” sözcükleriyle karşılık buluyor. Ekonomi ile ilgili bir terim. Yalakalık ve dürüstlük kavramlarının ekonomiyle doğrudan bir bağlantıları bulunmuyor. Hesap defterine, “aylık yalakalık getirisi”, “dürüstlük getirisi” yazılamayacağına göre hesaplamak da olanaksız. Hesaplansalar bile ikisi de getiri olduğuna göre artı hanesine yazılmaları gerekir. Çıkan sonuca bakıp ülkenin battığı sonucu çıkaramayız. Bir ülkenin batmasından ne anlamalıyız. Bir ülke Atlantis gibi mi Lehman Brothers, General Motors veya Esbank gibi mi batar. Buram buran 21. Yüzyıl uyduruğu kokan bu “...

Uyduruklarla Savaş 3 - Machiavelli Kişisel Gelişimci mi?

Resim
Niccolò Machiavelli, ünlü Il Principe , Latincesiyle De Principatibus, Türkçeye ise Prens ya da Hükümdar ismiyle çevrilen kitabın yazarıdır. Günümüzden beş asır önce yazılmış bu siyaset kitabının hacmi küçükse de önemi büyüktür. Uyduruk cenneti sosyal ağda Machiavelli'den bolca alıntı bulabilirsiniz. "Kitap alıntısı" yapan bir hesap şunu uyduruklamış : "İnsanları değiştirmeye çalışmayın. Onları olduğu gibi reddedin." Laf cambazlığından ibaret bu sıradan cümlede büyük hikmetler bulunmuş olmalı ki binlerce kez beğenilmiş, yüzlerce kez alıntılanmış. Keramet cümlede mi Machiavelli’de mi kestirmek güç. Sosyal ağlarda araştırırsanız sayısız kişinin bu uyduruğu paylaştığını görürsünüz. Belli ki paylaşanların hiçbiri Prens ismindeki kitabın yakınından geçmemişler. Yeri gelmişken belirteyim; sözde kitap okuyanları buluşturan 1000uyduruk sitesi de buna benzer zırvaların yayılmasına bolca katkıda bulunuyor. Machiavelli'nin temel konusu insan olmadığı, öğütle...

Can Yücel'in Postalı Kime Girdi

Resim
“Kart sensin postal da sana girsin.” İnternet kadar eski söylentiye göre Duygu Asena, bir televizyon programında Nazım Hikmet’e “kartpostal şairi” demiş. Bunun üzerine Can Yücel, programa telefonla katılmış ve "kart sensin postal da sana girsin" diye çıkışmış. Böyle bir çıkış deli dolu, küfürü esirgemeyen Can Baba’ya aykırı düşmese de elimizde söylentiye delil bir kayıt bulunmuyor. Bunun canlı yayında değil bir panelde yaşandığını, gözüyle, kulağıyla tanık olduğunu söyleyenler de var. Konuyla çok insan ilgilendiği, didik didik ettiği için üzerinde durmayı gerekli görmüyorum. İnternette her okuduğunuza her gördüğünüze ve duyduğunuza inanmamanız gerektiğini öğrenememişseniz rezil olmanız işten değildir. Hele edindiğiniz veriyi kullanacaksanız mutlaka sağlam kaynaklardan sağlamasını yapmanız gerekir. Yanlış gibi gaf da internet evreninde ışık hızında yayılabilir. Örnek olsun, bir zamanlar Nazlı Ilıcak, Mevlana’ya ait sanarak Can Dündar’ın yazdıklarını köşes...

Uyduruklarla Savaş 2 - Ahlakın estetik standartları mı varmış?

Resim
Friedrich Nietzsche, sözde şöyle buyurmuş: "Bir hamamböceği öldürürsen kahramansın, bir kelebeği öldürürsen şeytansın. Ahlakın estetik standartları vardır." Bu sözden, daha doğrusu uyduruktan yola çıkarak, pek çok yazı yazılmış, podcast bile yapılmış. Anlaşılan günümüzde delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışan da kalmamış. Herkes o taşın baştan beri orada olduğu konusunda hemfikir ve tezler buna göre yazılıyor. Gür bıyıklı filozofumuz gerçekten bu sözü söylemiş mi, bakalım: Bilgiye erişmek bugün, geçmişle karşılaştırdığımızda çok kolay. Buna karşın istenmeyen yerlerde çıkan kıllar gibi her yerden uyduruk fışkırıyor. Uyduruk, hiçbir kaynağa dayanmadan, özellikle sosyal ağlarda paylaşılan sözcük öbekleridir. Uyduruk, yapay zekanın ürettiği resimler gibi, ilk bakışta güzel ve doğru gelebilir. Üzerinde biraz düşününce kuşkularınız artar. Öyleyse bu uydurukları paylaşanların paylaştıkları üzerinde hiç düşünmediklerini iddia edebiliriz. Günümüzün çok kullanılan sözcüğü “alg...

Uyduruklarla Savaş 1 - Karı-Koca ne demek oluyor?

Resim
İddia: "Neden erkeğe koca, kadına karı denir bilir misiniz?Ayakkabının, terliğin, çorabın, arabaya koşulan atların eşi olur. İnsanın eşi olmaz. Belki bir ömür eşlik ediyor diye, sevgiliye eş deniyor olabilir... Oysa Koca denmeli... Çünkü koca, bilge demektir. Koca demek dağ demektir. Dağ ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksik demektir. Dağların yücesine kar yağar diye, kadın da kar gibi, pak ve masum, örtmeli bir ömür boyu, süsü olmalı o yüce dağın... Yani bir erkek, bir hanıma, evlenme isteğini ilettiğinde, ona; ben koca bir dağım, sen de karım ol diyerek, ona baş tacım ol demek istiyor ne güzel değil mi..." Ne güzel değil mi? Değil! Çok romantik ama ne yazık ki tümüyle uydurma. "Koca" sözcüğü "bilge" karşılığını sonradan kazanmış olmalı. "Çok büyük", "iri" anlamlarına geldiği gibi insandan söz edildiğinde "yaşlı", "ihtiyar" karşılıklarını buluyor. Erkeğe koca denmesinde, "yaşına göre dav...

Mağara Duvarı

Resim
Sizce Ayşe'nin annesi güvenilir bir kaynak mıdır? Ayşe sorduğu soruyu internette araştırsa daha mı iyi olur? Sizce Ayşe, böyle kitaplar hazırlayan bir eğitim sisteminde nasıl bir yetişkin olacaktır?

Yalansavar Site

Resim
İnternet temel bilgi kaynağımız. Aynı zamanda yalanın, yanlışın, uydurmanın, saptırmanın, abartmanın da en çok yaşandığı kaynak. Yanlış bilgilenme (aslında bilgilenmemedir) tehlikeli sonuçlar doğurabilir, bizi gülünç durumlara sokabilir. Düz ovada yolunuzu şaşırıyor ve yolunuzu şaşırdığınızın bile farkına varamıyorsanız, rahatsızlığınızın adı; bilmeyi bilmeme dir. Yalansavar adlı sitenin yaptığı, sloganlarında da belirttikleri gibi karanlığa bir mum yakmak. Neden sorusunu şöyle yanıtlıyorlar: “ Modern hayatın bize sunduğu iletişim kaynakları sayesinde hepimiz her gün bilgi bombardımanına uğruyoruz: web siteleri, e-postalar, televizyon, gazeteler, arkadaş sohbetleri… Bize ulaşan bilgilerin sadece bir kısmı doğru. Çok büyük bir kısmı ise eksik, yanlış, yanlı ve hatta yalan. Pek çoğumuz bize ulaşan bir e-postayı veya bilgiyi araştırmadan, aslını öğrenmeden ve doğruluğunu teyit etmeden ilginç bulduğumuz, inandığımız için kendi tanıdığımız yüzlerce arkadaşımıza aktarıyoruz. Arka...

Dağ Başını Duman Almış

Resim
“ Dağ başını duman almış Gümüş dere durmaz akar Güneş ufuktan şimdi doğar Yürüyelim arkadaşlar ” Önce, 2000’li yılların ilk yarısında piyasaya sürülmüş olan “Cola Turka” için yapılmış bir reklam kampanyasını hatırlatmak istiyorum. İlk reklam filminde Chevy Chase gibi bir isim kullanılmıştı. Bekleneceği üzere, “cola”ya değil “Turka”ya vurgu yapılmıştı. “Türk’e özgü” figürler serpiştirildiği reklam filminde, koladan içenler “Türk gibi” hareket etmeye başlıyordu. En dikkate değer sahnelerden birinde, yemek masasında bir Amerikan ailesi görülür. Kolalarından birer yudum aldıktan sonra hep bir ağızdan Gençlik Marşı’nı söylemeye başlarlar. Peki, “Türk’e özgü” zannedilen bu marşın menşeinin İsveç olduğunu biliyor muydunuz? Asıl ismi “Tre Trallande Jamtor” olan şarkının bestecisi, 1864-1937 yılları arasında yaşamış Felix Körling’tir. 1904 yılında bestelenmiş, Selim Sırrı Tarcan tarafından ithal edilmiş ve Ali Ulvi (Elöve) Bey tarafından 1915’te güftesi yazılmıştır. Atatürk’ün de ş...

Neyzen Tevfik’in Üstüne Kalan Şiir

Resim
Henüz isim bulmuş değiliz, çalışmalar sürüyor. Şimdilik “sosyal ağ yaratığı” diyelim. Bir tuhaf insan türü, bir tek kitabını okumadığı yazarların sözlerinden alıntılar paylaşıyor, beğendiği sözü, altındaki imza ile birlikte çevresine yayıyor. O söz hangi kitapta geçmiş, gerçekten o yazara mı ait, araştırma gereği duymuyor. Yanlışlık çoğaldıkça çoğalıyor, bir noktaya geliyor, önüne geçilemiyor. Kendisine ait olmayan şiirle anılan şairlerimizden biri de Neyzen Tevfik (Kolaylı). “Ne Ararsın Tanrı ile Aramda” isimli şiiri bilmeyenimiz yoktur. Şiir, özellikle belli bir kesim tarafından çokça seviliyor ve paylaşılıyor. Paylaşanlar kendilerini aydın, modern kabul ediyorlar. “Be Hey Dürzü” diye de karşımıza çıkan bu şiiri Zülfikar gibi “karanlığa” savuruyorlar. Bense hiç beğenmediğim, son derece tatsız bulduğum bu şiirin altında Neyzen Tevfik adını görünce üzülüyorum. Tarih ve edebiyat bakımından ne derece bilgi fakiri olunduğunun tekrar tekrar kanıtlanması diyorum. “Dürzü” veya “Dürz...

Sümbülzade Vehbi'nin Sahte Şiiri

Sümbülzade Vehbi, 18.yüzyılda yaşamış bir şahsiyet. Tevatür odur ki bir gün padişahın huzuruna çağırılır. Hiç işi gücü olmayan, durduk yere kaşıntısı tutan padişah kendisine "bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin" der. İşte bu buyruğun ardından, tamamını yayımlamakta hicap duyup, bir beyitiyle yetindiğim şiir ortaya çıkar. " Azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana, Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can. " Bahsi geçen şiir, muhtemelen 20. yüzyıl eseridir. Hemen hemen her namlı müteveffa şairin mezarında fır dönmesine sebep olabilecek böylesi "fake" şiirler mevcuttur. Örneğin; Neyzen Tevfik'e mal'edilen "Ne Ararsın Tanrı ile Aramda" gibi. Söz konusu şahsiyetin III.Selim'e sunduğu bir dîvan vardır. Fakat bu divanın, internet sitelerinde dolaşan ve pornografik öğeler taşıyan şiiri kapsadığına dair elimizde hiçbir delil yoktur. Üstelik edebiyat merak...

Kart sensin postal da sana girsin

Sözün Can Yücel'e ait olduğu rivayet edilir. Söylentiye göre bir programda Duygu Asena, Nazım Hikmet'e " kartpostal şairi " demiş, bunun üzerine Can Yücel de telefonla programa katılmış ve "kart sensin postal da sana girsin" demiş. Böyle bir çıkış delidolu, küfrü esirgemeyen Can Baba’ya aykırı düşmüyor. Böyle bir olayın yaşandığına gözüyle tanık olduğunu söyleyenler bile var. İnternet artık en önemli bilgi kaynağımız ama yanlışın yayılmasının da bir numaralı kaynağı. Edindiğimiz verilerin sağlamasını mutlaka yapmamız gerekiyor. Yoksa zor durumlara düşmek işten bile değil. Buna özen göstermeyen köşe yazarlarının nasıl rezil olduğuna da tanık oluyoruz. Üstelik yaratılan gaf da internet sayesinde ışık hızında yayılıyor. Örnek; Nazlı Ilıcak, Mevlana’ya ait diye Can Dündar’ın yazdıklarını köşesine taşımıştı. Duygu Asena 2004 yılı ortalarında Vatan’da “Kart ve Postal Hikayesi”ni doğru olmadığını açıkladı. Yazısında " ...1950 sonrası yazdıkları, Saman Şarı...