10 Aralık 2017 Pazar

Tdk’ye virüs mü girdi?

Bu nasıl "düşünce", bu nasıl sözlük?


düşünce "Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik" imiş.

Hangi ortaçağ sözlüğünden çıkarıp koymuşlar acaba?

Elimde Tdk'nin önceki tanımı da var:
"düşünce,
* Düşünme sonucu varılan, düşünmenin ürünü olan görüş, mütalâa, fikir, mülâhaza, ide.
* Dış dünyanın insan zihnine yansıması.
* Tasa, kaygı, sıkıntı.
* Niyet, tasarı.
* İlke, yönetici sav."

Önceki tanım yerine yukarıda zırvanın konmasını nasıl açıklayacağız? Tdk’ye virüs mü girdi?

29 Kasım 2017 Çarşamba

Şarköy Belediyesi’nin Megafon Eziyeti

1. Anonslar sabah saat 10:00’da başlıyor. Tatil beldesinin sakinlerinin saat 10:00’da uyanmak zorunlulukları varmış gibi davranılıyor. Bebekler, çocuklar, hastalar, yaşlılar dikkate alınmıyor.

2. Megafonlar eşit dağılmamış. Kimi konutlara sadece birkaç metre uzaklıkta. Benim oturduğum yerin yakınındaki direğe, bir değil tam üç taneme megafon yerleştirilmiş. Üç ayrı yöne doğru bağıran bu megafonlar, toplamda korkunç bir gürültü yaratıyorlar. Anons, üç notalık bir melodiyle başlıyor. Son derece sevimsiz ve çirkin insan sesinden önce gelen o melodi, adeta insanın beynine işliyor. Ses, evimin içinde, kulaklarımın içinde çınlıyor. O iğrenç “melodiye” gün içinde onlarca, haftada yüzlerce kez maruz kalıyoruz.

3. Anons sisteminin ses düzeyi yüksek. Son derece rahatsız edici ve sinir bozucu. Bu uygulama, sağlıklı yaşam hakkına tecavüz değil midir?

4. Trafik anonsları yapılıyor. En rahatsız eden ve en sık yapılan anonslar bunlar. Araba plakası söylendikten sonra “aracınızı bulunduğu yerden acele olarak kaldırmanız gerekmektedir” deniliyor. Bir kişiyi ilgilendiren bu durum yüzünden, on binlerce nüfusluk kasabamızın her köşesinde anons yankılanıyor, gürültü kirliliği oluşuyor. Eğer araç yanlış yere park etmişse neden ceza yazılmıyor veya çekici tarafından çekilmiyor da on binlerce insan bu anonsu dinlemek zorunda kalıyor?

5. Ölüm ilanları veriliyor. Ölüm ilanları on binlerce nüfuslu kasabamızda belirli bir kesimi (belki 100 kişi, belki 200 kişi) ilgilendiriyor. Üstelik camilerde okunan sela zaten bu işlevi görüyor. Ölüm ilanlarının sabah saatlerinde, ilk ilanlardan olması da ayrıca rahatsızlık verici, moral bozucu.

6. Çeşitli resmi veya gayrı resmi kuruluşların (odalar, birlikler, okullar vb.) ilanları veriliyor. Bu kuruluşlar, üyelerine ve ulaşmak istedikleri kitleye sms, telefon, sosyal ağ vb. araçlardan ulaşabilirler. İlan tabelalarını kullanabilirler. Bu anonslar da kasabamızın nüfusunu hiçbir şekilde ilgilendirmiyor. Bu kasabanın sakini olarak bu anonsları neden dinlemek zorunda olduğuma dair mantıklı bir açıklama bulamıyorum.

7. Kayıp eşya ile ilgili anons yapılıyor. Belediyede veya zabıtada bununla ilgili bir birim yok mu? Yoksa neden oluşturulmuyor? Eşya bulan da eşyası kaybolan da o birime başvurarak mağduriyet giderilebilir. Anonsa da gerek olmaz.

8. Belediye, muhtarları çağırmak için bile anons sistemini kullanıyor. Sanki henüz telefon icat edilmemiş gibi.

9. Anonsların ne belirli bir saati var, ne de ölçüsü. Belirsizliği ve ölçüsüzlüğü megafonları daha katlanılmaz ve siniz bozucu yapıyor.

10. Aylardır, yıllardır yapılan anonsların bir tanesi bile doğrudan beni ilgilendirmemiştir. Yıllardır sürdürülen bu eziyetin bir-iki istisna dışında yararını görmemişimdir. Öyleyse gereklilikten nasıl söz edilebilir?

11. Huzurlu bir çevrede yaşam hakkına saldıran bu anons sistemini ne diye savunuyorlar biliyor musunuz? “Kamunun zaruri bilgi alma ve bilgilendirilme özgürlüğü kapsamında” kullanılıyormuş. “Zaruri bilgi alma özgürlüğü” diye uyduruk bir gerekçe ile kafamız şişiriliyormuş. Sizin anlayacağınız, belediyenin kent sakinlerine yaptığı bu işkenceye dair mantıklı, haklı hiçbir gerekçesi yok.

12. Koca kentimizin köy anlayışıyla yönetilmesinin sonucudur bu iğrenç anons sistemleri. Acil ve zorunlu durumlarda kullanılması gerekirken keyfi bir şekilde kullanılmaktadırlar.

13. Hizmet değil eziyettir. Yarardan çok zararı vardır, sessizliği yırtan o iğrenç sesin. Belediye dahil her kişi, kurum, kuruluş, ulaşmak istediklerine teknolojinin olanaklarıyla ulaşabilir. Bunun için konuyla ilgisi olmayan insanların huzuru kaçırmaya hiç gerek yoktur.

Ama kime anlatıyoruz?
Duysunlar diye biz de mi megafon kullanalım?

27 Kasım 2017 Pazartesi

Boyut

İyi ideasından
şeytan da çıkmış
dese biri

aman beyim olur mu

iyi ideasından
nasıl çıkmış
neresinden çıkmış

mutlak güzelin yüzünde
sivilce mi çıkarmış
kopya o
iyiye benzemeye çalışan
orospu

aşık mı
düşleriyle gördüklerini
karıştıran salak

iyi ideasından
salak da çıkar mı

24 Kasım 2017 Cuma

Felix Marti-Ibanez - Felsefe Öyküleri

Küçük, kapsamı dar bir felsefe tarihi diyebiliriz. Filozofların öyküleştirilmiş yaşantılarını ve biraz da düşüncelerini okuyacaksınız.

“Sekiz denemenin her birinde -bunlar girişten öte gerçekten de üstü nimpflerle bezeli perdeyi kaldıran ipler- felsefe tarihindeki parlak bir kişiliği sunmaya çalıştım. Bana göre Şu ya da bu biçimde insanın düşünce tarihini en çok etkilemiş kişiler seçerek her birinde gerçekten insan olan yönü vurgulamaya uğraştım.” s.283

Felsefe hayatın içindedir. Onu göklerde, ulaşılması zor yerlerde aradık mı yaşamsal bir aracımızı yitirmiş oluruz. Filozoflar da böyle; insanüstü varlıklar değiller. Ibanez, “Felsefe Öyküleri”yle konu edindiği filozofları, güzel anlatımıyla, dokunabileceğiniz kadar yakınınıza getiriyor.

“Denemelerim Apolloncu Yunan fizikçi Agrigentumlu Empedokles'i; Mayorkalı mistik, "Miramar'ın Çılgın Ağustosböceği" Raymond Lully'i; loş Bruges kanallarını seyrederken karısının konuşmalarında ördüğü dantellerden daha ince bir felsefe dokuyan Valencia'lı hümanist Jean Luis Vives'i; düşündüğü için olan kibar Fransız gentilhomme Rene Descartes'ı; "Hendekli Şatoda Oturan Centilmen", yazıları kadar arkadaşlarıyla da ünlü olan İngiliz John Locke'u;. Küçük Alman kasabası Königsberg'de inzivaya çekilip bütün insanlığın dostu olan ve tek isteği "yıldızlı gökler üstümde, ahlak yasası da içimde olsun" olan Alman filozof Immanuel Kant'ı ve bu denemenin konusu Wilhelm Dilthey'i içeriyor. Sonuncusu için denemelerimin sehpasına bütünüyle yirminci yüzyıla ait bir sulu boya imge olan İspanyol Jose Ortega y Gasset'i yerleştireceğim. Seçimim çok özenle yapılmıştır. Seçtiğim kişilerin kimisi çok iyi bilinmekte, kimisi de bilinmemektedir; ama her biri yalnızca büyük bir filozof değil, erdemleri ve hataları, sefaleti ve ihtişamıyla çağının temsilcisidir de. Bir damla deniz suyunun okyanusun bütün öğelerini içermesi gibi, bu insanların her biri de felsefe tarihinin özünü içerir.” s.284

İsmi geçenlerin dışında felsefenin öyküsüne bir şekilde giren başka isimlerle de karşılaşacaksınız. Akıcı biçemiyle severek okuyabileceğiniz bir felsefe kitabı.

Çeviren: Hamide Koyukan
İmge Kitabevi

10 Kasım 2017 Cuma

Ajun

Öküzün boynuzunda
silkelendi
döküldü dökülecek
yer yok
döndü durdu
durmadan döndü

18 Ekim 2017 Çarşamba

Sert Ünsüz 9. Sayı

"Oynaya oynaya gelin çocuklar."
Şu fanzinden birer tane kapın.
Okursanız seviniriz.
Okumazsanız ölmeyiz.

Sert Ünsüz Fanzin, 9. Sayı
okumak için tıklayın




















Eski sayıları okumak isterseniz tıklayın.

26 Eylül 2017 Salı

Dal ve Gam

Zayıf yanım
yaram
kaşınıp durursun
olan bana olur

17 Eylül 2017 Pazar

Turgut Uyar - Geyikli Gece



Kamera/Kurgu/Seslendirme: Umut Tugay Temel
Müzik: Nilipek/Sakin | Hamur İşleri

29 Ağustos 2017 Salı

Bu âlemi gören sensin - Âşık Veysel

Bu âlemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin

Kâinatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin

Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzün çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin

Binbir ismin bir cismin var
Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin

Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin

Âdemi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin

18 Ağustos 2017 Cuma

Leszek Kolakowski - Neden Hiçbir Şey Yok da Bir Şey Var

Kitap adını Leibniz’in sorusundan alıyor. Kitaptaki her bir bölüm bir filozofa ayrılmış. Socrates’ten başlıyor Karl Jespers’e kadar sürüyor. Yazarın da söylediği gibi bir felsefe tarihi kitabı değil. Daha çok, konu edindiği filozoflar üzerine denemeler.

Yazar, önce filozofun görüşünü sunuyor, bölüm sonunda da kendi sorularını soruyor. İki örnek vereyim.

Sekstos Empeirikos’a şöyle soruyor: “Şüpheci, Şüpheci öğretiyi açıklarken kendisiyle çelişir mi? Tersine, eğer tutarlı olacaksa, sessiz kalması gerekmez mi?”

Spinoza’ya şu soruyu soruyor: “Eğer duygularımızın ve tutkularımızın nedenlerini bilirsek, bu duygular ve tutkular yok olup gider mi? Örneğin, Spinoza'nın iddia ettiği gibi, eğer kaynağını bilirsek, üzüntü yok olup gider mi?”

Sorunsuz çevirisiyle zorlanmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Felsefe asla bizden uzak, ulaşılmaz bir yerde değildir. Felsefeye giriş diye bizi olmadık dolambaçlara sokan kitaplardan önce böyle bir kitapla felsefeye giriş yaparsanız, en azından gözünüz korkmayacaktır.

14 Temmuz 2017 Cuma

şubu

arada fark yoksa
seçmek ne işe yarar

28 Haziran 2017 Çarşamba