Kayıtlar

mitoloji etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Flute şarkısı üzerine

Resim
Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu’ndaki Apolloncu–Dionizyak ayrımını, şiirin kendi kıvrımlı diliyle yeniden kurguluyor. Pan’la açılan kısım gerçekten de “ilkel enerji”nin, yani bilinç-dışının, bastırılmış libidonun, kışın çökerttiği süper-ego yüzeyini nasıl yırttığını gösteriyor. “Ass out in the air” bedenin utanç haritasını yırtıp atıyor; “let the ground get some hair” ise doğayı ikincil cinsel karakterlerle örten bir fetiş değil, doğayı kendini cinselleştiren bir organizma olarak sunuyor. Toprak, tıpkı bir ergen bedeni gibi kıllanıyor––bu, doğanın “puberte”si. Orpheus’un devreye girmesiyle kurulan form ve kontrol düzeni, modern kültürün en büyük fantazmagorisidir: Sanat her şeyi süblime eder, yani hem yüceltir hem de bastırır. Fakat şiirin yaptığı şey, bu yüceltme anının süresini kısaltmak, hatta onu bir “anlık askıya alma”ya indirgemek. “When the music stops love begins” cümlesi, sanatın büyüsünün tamamlanmasıyla değil, kesintiye uğramasıyla arzunun patladığını söylüyor. Dolayısıy...

Gulyabani Nereden Gelir

Resim
Gulyabani, bir asır önce çocukları korkutmak için anılan bir isimdi. Çoğumuz 1976 yılında yapılan, evsanevi kadrolu Ertem Eğilmez filmi Süt Kardeşler’le tanıdık onu. Süt Kardeşler, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani isimli romanından uyarlanmıştı.   “Gulyabani” bileşik sözcük. Kökünü Semitik dillerde buluyoruz, غَالَ (ġāla) fiili “aniden yakalamak, ele geçirmek” anlamında kullanılıyor. Farsçadan aldığımız, kullanmakta olduğumuz “gaile”, "aniden gelen bela" da aynı kökten geliyor. غول “ ġūl”, "aniden saldıran" anlamıyla birlikte zamanla demon (şeytan) anlamını da kazanıyor. Fransızca'ya "goule" ve buradan da İngilizce'ye "ghoul" şeklinde giriyor. Korku ve gotik edebiyatta evrimleşerek bugünkü çeşitliliğine ulaşıyor. Farsça “yābān” sözcüğü, Farsça verimsiz anlamına gelen یاب “ yāb” sözcüğünden türetilmiş. Çöl, bozkır, verimsiz alan karşılıklarını buluyor. Buradan “yabani”, “yabancı” sözcüklerine ulaşabiliyoruz. “Gulyabani” söz...

Rapunzel'in Saçı Şehname'ye Uzanır

Resim
O saç bin yıllıktır, dünyanın her yerini dolaşmıştır. Kimin bu saçlar, kökü nerede. Ben de bu yazımda o saçın izine düştüm ve Rapunzel’den çok daha yaşlı olduğunu gördüm. Önce masalı hatırlayalım: Uuzun süre çocuk hasreti çektikten sonra muratlarına ermek üzere olan kar-kocayı rastlarız. Rapunzel’e hamile olan kadın, bir gün evinin penceresinden, komşu bahçedeki marullara 1 aşermektedir. Bir cadı 2 tarafından yetiştirilmiş olan marullar cezbedicidir. Koca çaresiz, gizlice bahçeye girer ve birkaç marul toplayıp karısına getirir. Tadını alınca marullara karşı isteği daha da artan kadın, talebini yineler. Adamcağız aynı girişimde bulunurken bu kez cadı tarafından yakalanır. Cadı, adamın canını affetmek ve istediği kadar marul almasına izin vermek karşılığında bir anlaşma önerir: Doğacak çocuk, kendisine verilecektir. Can derdine düşen adam, teklifi kabul etmek zorunda kalır. Rapunzel doğar, büyür, "güzeller güzeli" bir çocuk olur. Cadı, on iki yaşına geldiğinde...

Orfeus'un Evrimi

Resim
Evrilerek masala dönüşen mitolojiler çoktur. Bunlardan biri Orfeus. Yitip gitmemiş ve dönüşmüş, fareli köyün kavalcısı olmuş. “Orpheus, efsaneye göre, bir çalgıcıdır ve çaldığı zaman da canlı cansız ne varsa hepsini arkasından sürüklemektedir.” Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 1, s.137