Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu’ndaki Apolloncu–Dionizyak ayrımını, şiirin kendi kıvrımlı diliyle yeniden kurguluyor. Pan’la açılan kısım gerçekten de “ilkel enerji”nin, yani bilinç-dışının, bastırılmış libidonun, kışın çökerttiği süper-ego yüzeyini nasıl yırttığını gösteriyor. “Ass out in the air” bedenin utanç haritasını yırtıp atıyor; “let the ground get some hair” ise doğayı ikincil cinsel karakterlerle örten bir fetiş değil, doğayı kendini cinselleştiren bir organizma olarak sunuyor. Toprak, tıpkı bir ergen bedeni gibi kıllanıyor––bu, doğanın “puberte”si.
Orpheus’un devreye girmesiyle kurulan form ve kontrol düzeni, modern kültürün en büyük fantazmagorisidir: Sanat her şeyi süblime eder, yani hem yüceltir hem de bastırır. Fakat şiirin yaptığı şey, bu yüceltme anının süresini kısaltmak, hatta onu bir “anlık askıya alma”ya indirgemek. “When the music stops love begins” cümlesi, sanatın büyüsünün tamamlanmasıyla değil, kesintiye uğramasıyla arzunun patladığını söylüyor. Dolayısıyla şiir, sanatın arzuyu dönüştürdüğü (süblime ettiği) değil, yalnızca ertelediği fikrini güçlendiriyor. Arzu, sanatın durduğu anda kendini aşan bir aşırılık olarak fışkırıyor; “who with whom” sorusu da bu aşırılığın hedef değil, yalnızca yoğunluk olduğunu ima ediyor. Kimin kiminle olduğu önemsizdir; önemli olan birbirine karışmak, bedenlerin mikropolitik bir sıvıya dönüşmesidir.
Son kısımda flütün unutturması, aslında bilinçli belleğin silinmesi değil; karmaşık duyguların (longing, hope, regret) efektif yükünün sıfırlanmasıdır. Bu, bir tür post-travmatik yeniden-doğuş değil, pre-travmatik bir sıfırlanmadır: Travma henüz yaşanmamıştır, çünkü geçmiş diye bir şey kalmamıştır. “Now it’s time to sprout” dediğinde şiir, tarih ile doğa arasındaki gerilimi çözüyor; tarih siliniyor, doğa ise tekrar başlıyor. Fakat bu tekrar, masum bir başlangıç değil, her seferinde kaotik olan bir döngüdür. Çünkü bahar her geldiğinde, Pan’ın kıçını yine havaya kaldıracağını biliyoruz.
Sonuç olarak şiir, mitolojik figürleri kullanarak yaptığı şeyi, kendi içinde de uyguluyor: Form (Orpheus’un liri) bir anlık denge sağlıyor, ama bu denge çözülürken ortaya çıkan kaos (Pan’ın flütü) asıl yaratıcı güç haline geliyor. Bu, bir Diyonizyak estetik önerisi: Sanat, arzuyu yücelterek değil, bırakarak yaratıcı olabilir; unutturarak değil, sıfırlayarak yeniden başlatabilir. “Sprout” dediği şey, hem doğanın hem de düşüncenin en alt düzeydeki otonom hareketidir; kök ile ruh aynı anda filizlenir.