Kayıtlar

felsefe etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

F La Tune - Filofos

Resim
  Ne çocukça işler! isim dediğin nedir? Kullanır atarım, yenisini açarım. Vay benim ismim, vay benim, ben, diye zırlamak niye? Benim diye yırtınacaktın, niye günlerce çene çaldın. Adını ak çiçekler üstüne yazan çıkar mı yine? Değerli olanı anlamayan en büyük nankör sensin. Sesinin yankısı diner, kafalardan silinir sözler. Rutubetli sığınağında kokuşur, unutularak çürür bitersin. Vay benim ismim, vay benim, ben, diye zırlamak niye? Benim diye yırtınacaktın, niye günlerce çene çaldın. Adını ak çiçekler üstüne yazan çıkar mı yine? Değerli olanı anlamayan en büyük nankör sensin. Sesinin yankısı diner, kafalardan silinir sözler. Rutubetli sığınağında kokuşur, unutularak çürür bitersin.  

Uyduruklarla Savaş 5 - Matematik Bilmeyen Cemal Süreya

Resim
Uyduruklarla Savaş (Vol. 5) Şairin sözde şiiri şöyle başlıyor: "Bir kadını ortadan ikiye böl..." Bu korkunç satırı okuyan birinin şiir okuma isteğinin yitip gitmesi gerekmez mi. Şairi kim olursa olsun, bir şiir kitabında böyle bir dize varsa, o kitabın yeri çöptür. Herkes bilir, bir insanı ikiye bölerseniz ölür, geriye insan kalmaz. Bu iğrenç uyduruğun altına Cemal Süreya yazmak, internet evreninin çeşitli yerlerinde paylaşmak, şairin kemiklerini sızım sızım sızlatıyordur. Uyduruk şöyle sürüyor: "Yarısı annedir, Yarısı çocuk, Yarısı sevgili Yarısı aşk..." Görüldüğü gibi ikiye bölününce bereketi artmış. Öğretim hayatımızın ilk yıllarında öğrendiğimiz matematiksel gerçeklik, bir tamın iki yarım ettiğidir. Bu uydurukta dört yarım ediyor. Büyük bir şairseniz matematiksel gerçeklikler bile kaleminizin gücü altında bükülür, değişir, öyle düşünmüş olmalı uyduruk üretici bokyedibaşılar. İkiye böldük, dört yarım etti. Bu yarımlar neler: Anne, çocuk, sevgili, aşk... Ezogelin ...

Uyduruklarla Savaş 4 Getir Götürcü Montesquieu

Resim
Montesquieu, kitap bilmez paylaşım otomatlarına göre şöyle demiş:  "Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise, o ülke batar..." Bir kitapta böyle bir cümle görürseniz, okumayı sürdürür müsünüz? Ben sürdürmem. Kıraat eyleminin en az yapıldığı kıraathanelerdeki profesörlerden biri böyle analiz yapsa, kimse kafasını çevirip bakmaz. "Getiri”, Farsça kökenli “kâr”, Arapça kökenli “faiz” sözcükleriyle karşılık buluyor. Ekonomi ile ilgili bir terim. Yalakalık ve dürüstlük kavramlarının ekonomiyle doğrudan bir bağlantıları bulunmuyor. Hesap defterine, “aylık yalakalık getirisi”, “dürüstlük getirisi” yazılamayacağına göre hesaplamak da olanaksız. Hesaplansalar bile ikisi de getiri olduğuna göre artı hanesine yazılmaları gerekir. Çıkan sonuca bakıp ülkenin battığı sonucu çıkaramayız. Bir ülkenin batmasından ne anlamalıyız. Bir ülke Atlantis gibi mi Lehman Brothers, General Motors veya Esbank gibi mi batar. Buram buran 21. Yüzyıl uyduruğu kokan bu “...

Markaz de Sade - Kahpe ve Kitap Keyfi

Resim
  "yalancı mıdır aynalar, kafanın içi kadar" Markaz de Sade  

Uyduruklarla Savaş 3 - Machiavelli Kişisel Gelişimci mi?

Resim
Niccolò Machiavelli, ünlü Il Principe , Latincesiyle De Principatibus, Türkçeye ise Prens ya da Hükümdar ismiyle çevrilen kitabın yazarıdır. Günümüzden beş asır önce yazılmış bu siyaset kitabının hacmi küçükse de önemi büyüktür. Uyduruk cenneti sosyal ağda Machiavelli'den bolca alıntı bulabilirsiniz. "Kitap alıntısı" yapan bir hesap şunu uyduruklamış : "İnsanları değiştirmeye çalışmayın. Onları olduğu gibi reddedin." Laf cambazlığından ibaret bu sıradan cümlede büyük hikmetler bulunmuş olmalı ki binlerce kez beğenilmiş, yüzlerce kez alıntılanmış. Keramet cümlede mi Machiavelli’de mi kestirmek güç. Sosyal ağlarda araştırırsanız sayısız kişinin bu uyduruğu paylaştığını görürsünüz. Belli ki paylaşanların hiçbiri Prens ismindeki kitabın yakınından geçmemişler. Yeri gelmişken belirteyim; sözde kitap okuyanları buluşturan 1000uyduruk sitesi de buna benzer zırvaların yayılmasına bolca katkıda bulunuyor. Machiavelli'nin temel konusu insan olmadığı, öğütle...

Mücevher Dikinesoy - Gamlı Felsefe

Resim
Mücevher Dikinesoy - Gamlı Felsefe ya da fesat aklın eleştirisi  online okumak için tıkla indirmek için tıkla   "Senin ne işin olur felsefe tüküren tüccar kafalı inşaatçılarla? Ağzında felsefe olsa da gözünde para yanar kimilerinin. Sen “hoca” dersin o seni beleş hizmetçi sanır. Sanmaz da öylesi işine gelir. Ah saf ve serseri arkadaşım! Adını her ne kadar Platon’dan almış olsan da sen Diyojen’in torunusun. Boş gezeceğine yine bedava çalış ama en azından tırnağının ucu kadar değecek insanlar için olsun."

Orfeus'un Evrimi

Resim
Evrilerek masala dönüşen mitolojiler çoktur. Bunlardan biri Orfeus. Yitip gitmemiş ve dönüşmüş, fareli köyün kavalcısı olmuş. “Orpheus, efsaneye göre, bir çalgıcıdır ve çaldığı zaman da canlı cansız ne varsa hepsini arkasından sürüklemektedir.” Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 1, s.137

Uyduruklarla Savaş 2 - Ahlakın estetik standartları mı varmış?

Resim
Friedrich Nietzsche, sözde şöyle buyurmuş: "Bir hamamböceği öldürürsen kahramansın, bir kelebeği öldürürsen şeytansın. Ahlakın estetik standartları vardır." Bu sözden, daha doğrusu uyduruktan yola çıkarak, pek çok yazı yazılmış, podcast bile yapılmış. Anlaşılan günümüzde delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışan da kalmamış. Herkes o taşın baştan beri orada olduğu konusunda hemfikir ve tezler buna göre yazılıyor. Gür bıyıklı filozofumuz gerçekten bu sözü söylemiş mi, bakalım: Bilgiye erişmek bugün, geçmişle karşılaştırdığımızda çok kolay. Buna karşın istenmeyen yerlerde çıkan kıllar gibi her yerden uyduruk fışkırıyor. Uyduruk, hiçbir kaynağa dayanmadan, özellikle sosyal ağlarda paylaşılan sözcük öbekleridir. Uyduruk, yapay zekanın ürettiği resimler gibi, ilk bakışta güzel ve doğru gelebilir. Üzerinde biraz düşününce kuşkularınız artar. Öyleyse bu uydurukları paylaşanların paylaştıkları üzerinde hiç düşünmediklerini iddia edebiliriz. Günümüzün çok kullanılan sözcüğü “alg...

Tutmaz

Resim
Yepyeni bir ürün için hazırlıklarımız sürüyor. Okunacak Nesne grubu çatısı altında hazırlayacağımız derginin adı TUTMAZ . Umurunuzda olsun olmasın, tutsun tutmasın üretmeye devam edeceğiz.  

Yeni sayıya doğru

Resim
Kaç ay oldu neredeyiz biz? Öldük mü kaldık mı? Yeni sayı çıkmayacak mı? En azından kapak hazır. İçerik yakında...   Tema: Felsefe

Yanıtlamaktan yorulmayın

Resim
Krzysztof Kieslowski'nin Dekalog (jeden/1) filminden.

Tdk’ye virüs mü girdi?

Resim
Bu nasıl "düşünce", bu nasıl sözlük? düşünce "Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik" imiş. Hangi ortaçağ sözlüğünden çıkarıp koymuşlar acaba? Elimde Tdk'nin önceki tanımı da var: "düşünce, * Düşünme sonucu varılan, düşünmenin ürünü olan görüş, mütalâa, fikir, mülâhaza, ide. * Dış dünyanın insan zihnine yansıması. * Tasa, kaygı, sıkıntı. * Niyet, tasarı. * İlke, yönetici sav." Önceki tanım yerine yukarıda zırvanın konmasını nasıl açıklayacağız? Tdk’ye virüs mü girdi? 2018 Notu: Şimdi "düşünce maddesini arattığımda" yukarıdaki saçmalığın kaldırılmış olduğunu gördüm.Demek ki virüs temizlenmiş.

Felix Marti-Ibanez - Felsefe Öyküleri

Resim
Küçük, kapsamı dar bir felsefe tarihi diyebiliriz. Filozofların öyküleştirilmiş yaşantılarını ve biraz da düşüncelerini okuyacaksınız. “Sekiz denemenin her birinde -bunlar girişten öte gerçekten de üstü nimpflerle bezeli perdeyi kaldıran ipler- felsefe tarihindeki parlak bir kişiliği sunmaya çalıştım. Bana göre Şu ya da bu biçimde insanın düşünce tarihini en çok etkilemiş kişiler seçerek her birinde gerçekten insan olan yönü vurgulamaya uğraştım.” s.283 Felsefe hayatın içindedir. Onu göklerde, ulaşılması zor yerlerde aradık mı yaşamsal bir aracımızı yitirmiş oluruz. Filozoflar da böyle; insanüstü varlıklar değiller. Ibanez, “Felsefe Öyküleri”yle konu edindiği filozofları, güzel anlatımıyla, dokunabileceğiniz kadar yakınınıza getiriyor. “Denemelerim Apolloncu Yunan fizikçi Agrigentumlu Empedokles'i; Mayorkalı mistik, "Miramar'ın Çılgın Ağustosböceği" Raymond Lully'i; loş Bruges kanallarını seyrederken karısının konuşmalarında ördüğü dantellerden daha ince bir...

Leszek Kolakowski - Neden Hiçbir Şey Yok da Bir Şey Var

Resim
Kitap adını Leibniz’in sorusundan alıyor. Kitaptaki her bir bölüm bir filozofa ayrılmış. Socrates’ten başlıyor Karl Jespers’e kadar sürüyor. Yazarın da söylediği gibi bir felsefe tarihi kitabı değil. Daha çok, konu edindiği filozoflar üzerine denemeler. Yazar, önce filozofun görüşünü sunuyor, bölüm sonunda da kendi sorularını soruyor. İki örnek vereyim. Sekstos Empeirikos’a şöyle soruyor: “Şüpheci, Şüpheci öğretiyi açıklarken kendisiyle çelişir mi? Tersine, eğer tutarlı olacaksa, sessiz kalması gerekmez mi?” Spinoza’ya şu soruyu soruyor: “Eğer duygularımızın ve tutkularımızın nedenlerini bilirsek, bu duygular ve tutkular yok olup gider mi? Örneğin, Spinoza'nın iddia ettiği gibi, eğer kaynağını bilirsek, üzüntü yok olup gider mi?” Sorunsuz çevirisiyle zorlanmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Felsefe asla bizden uzak, ulaşılmaz bir yerde değildir. Felsefeye giriş diye bizi olmadık dolambaçlara sokan kitaplardan önce böyle bir kitapla felsefeye giriş yaparsanız, en azından gözü...

Diyalektiğin Dansı

“Diyalektiğin işaret ettiği temel sorunu Marx çok net bir şekilde Roma mitolojisindeki Cacus’tan örnek vererek anlatır. Yarı insan, yarı canavar olan Cacus hayatını mağarada sürdürür, sadece geceleri o da öküz çalmak için dışarı çıkardı. Öküzleri çaldığını kimse anlamasın diye de onları başlarından itip geriye doğru sürükleyerek mağarasına götürürdü ki herkes öküzlerin ayak izlerine bakıp onların aslında mağaradan dışarıya doğru kaçtıklarını sansın. Köylüler her sabah kalkıp da öküzlerini yerlerinde bulamadıklarında Cacus’u suçlamaz, ayak izlerinin gittiği yere bakarak öküzlerin Cacus’un mağarasından çıkıp kırda kaybolduklarını sanırlardı. Eğer öküzlerini kaybeden bu köylüler bugün herhangi bir Amerikan üniversitesinde metodoloji dersi alsalardı ne olup bittiğini anlamak için önce ayak izlerini dikkatli bir şekilde sayar, sonra her birinin boyunu ölçer ve elde edilen sonuçları bilgisayara yüklerlerdi. Ulaştıkları sonuç tüm bu meşakkatli sürecin ardından yine değişmeyecekti ama: öküzl...

Vah Bion!

“Duyuyoruz ki, İskit toprağı Borysthenes’in yetiştirdiği Bion, tanrıların gerçekte var olmadığını söylüyor. Bu görüşünden şaşmasaydı, ‘İstediği gibi düşünür: Yanlış bir düşünce, ama o öyle düşünüyor’ demek doğru olurdu. Oysa şimdi uzun süren bir hastalığa yakalanıp ölmekten korkmaya başlayınca, bu tanrıların var olmadığını söyleyen adam, bu tapınağa bile dönüp bakmamış olan adam, tanrılara kurban kesen ne kadar insan varsa, hepsini alaya alan bu adam, ocak başlarında, sunaklarda ve masa üstlerinde duman, yağ ve tütsülerle tanrıların burnunu doldurmakla kalmadı, ‘Hata ettim, eski suçlarımı bağışlayın’ demekle kalmadı, tılsım için boynunu yaşlı kadına uysalca uzattı ve kösele şeritlerle kollarını inançla bağladı; kapının üstüne beyaz diken ve defne dalı astı, ölmektense her türlü hizmete hazırdı. Aptal! Çünkü tanrısal iyiliğin herhangi bir bedel karşılığı olmasını istiyordu, sanki tanrılar Bion inandığı zaman var olabiliyormuş gibi. Aklı başına geldi, ama boşuna: Bu s...