Kayıtlar

eleştiri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Uyduruklarla Savaş 9 - Şairler Öldükten Sonra Güzel Şiir Yazamıyor

Resim
Şairler Öldükten Sonra Güzel Şiir Yazamıyor Yerleşmiş tuhaf bir geleneğimiz var. Namlı şairleri doğduğu ve öldüğü günlerde anıyoruz. Şairin fotoğrafı, üstüne bir şiiri, oldu bitti. Onlarca insana gönderilen ruhsuz kandil mesajlarına benzese de sorun değil. Şairin kitabını açarsınız, beğendiğiniz bir şiirini paylaşırsınız. Küçük bir çabayla, çok gerekli olmayan bir "zorunluluğu" yerine getirirsiniz. Bunda sorun yoksa, nerede var. Sorun; internetin kılcal damarlarına kadar sızmış olan uyduruklarda. Birilerinin yazdığı sıradan tekerlemelerin, uydurukların altına bir şairin isminin yazılmasında... Sorun desem de adı sahtekarlıktır. 9 Ocak, Cemal Süreya'nın ölüm yıl dönümü. "Öyle birini sevin ki" isminde, şiir diyemeyeceğim bir "şey" gözüme ilişti. Altında Cemal Süreya'nın adı vardı. Bu utanç verici paylaşımlar, niyet iyi olsa da şairin anısına hakarettir. "Şey"in tamamı yazının altında. Bakalım: "Öyle birini sevin ki, Yüreğinin solda att...

Flute şarkısı üzerine

Resim
Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu’ndaki Apolloncu–Dionizyak ayrımını, şiirin kendi kıvrımlı diliyle yeniden kurguluyor. Pan’la açılan kısım gerçekten de “ilkel enerji”nin, yani bilinç-dışının, bastırılmış libidonun, kışın çökerttiği süper-ego yüzeyini nasıl yırttığını gösteriyor. “Ass out in the air” bedenin utanç haritasını yırtıp atıyor; “let the ground get some hair” ise doğayı ikincil cinsel karakterlerle örten bir fetiş değil, doğayı kendini cinselleştiren bir organizma olarak sunuyor. Toprak, tıpkı bir ergen bedeni gibi kıllanıyor––bu, doğanın “puberte”si. Orpheus’un devreye girmesiyle kurulan form ve kontrol düzeni, modern kültürün en büyük fantazmagorisidir: Sanat her şeyi süblime eder, yani hem yüceltir hem de bastırır. Fakat şiirin yaptığı şey, bu yüceltme anının süresini kısaltmak, hatta onu bir “anlık askıya alma”ya indirgemek. “When the music stops love begins” cümlesi, sanatın büyüsünün tamamlanmasıyla değil, kesintiye uğramasıyla arzunun patladığını söylüyor. Dolayısıy...

Uyduruklarla Savaş 7 - Mark Twain Uydurukçusu Film

Resim
"It ain't what you don't know that gets you into trouble. It's what you know for sure that just ain't so." “Sizi derde sokan, bilmedikleriniz değildir. Doğru bildiğinizi sandığınız ama gerçekte yanlış olanlardır.” Bu sözün hem İngilizcesini hem de Türkçesini yayan sosyal medya hesapları var. Altına atılan imza ise Mark Twain. Kaynaksız alıntılar güçlü birer uyduruk adayıdır. Mark Twain bu sözü söylemişse, önce kitaplarında aramak gerekir. Hiç kimse yazarın kitabını okurken bu söze rastlamış ve paylaşmış değil. Uyduruk virüs gibidir, kendi başına çoğalamaz; bir taşıyıcıya yani paylaşımcıya gereksinim duyar. Paylaşan, paylaşımı için kaynak aramaz. Kaynak yok ama bu kez güçlü bir dayanak var: Bir film. 2015 yapımı The Big Short (Büyük Açık) filmi bu sözle açılıyor. Altında da Mark Twain ismi var ama film de bekleneceği üzere kaynak belirtmiyor. Konuyu araştırırken quoteinvestigator.com sitesini buldum. Sitenin konuyla ilgilenmesi işimi kolaylaştırdı.  Bu kayna...

İsm-i Mahfuz Şiiri Üzerine

Resim
  İsm-i Mahfuz Perim nerede? Yalnızdım, koynuma girdi. Düşüm nerede? Uyandım, kabusum oldu. Korkum nerede? Dostun yüzüne yerleşti. Erdemim nerede? Anahtar deliğinden kaçtı. Kocaman omuzların, görünmez ardın. Sonsuz ufkumda, yalnız sen varsın. Sen misin bir tek benim varlığım? Çocuk gibiyim, merak ederim. Aşkının nemi, sırılsıklamım. Çekil göreyim, daha olmalı. Yana eğildim, sağa ve sola. Çekil göreyim, ne var ardında? Bir ışık sanki, belli belirsiz. Gördüm ya durmam, ona giderim. Senin varlığın, beni gereksiz… Tadına doyulmaz gündüz rüyası. İçinde bir masa, uçsuz bucaksız. Bin bir çeşit tat, saymak imkansız. Aldım çatalı, batırdım ele. Boş heveslere, dalmayayım diye. Çatal batıyor, canım yanmıyor. Yanmadı canım, sıkıldı ama. İşte sunduğun bu sahte sofra Seni sevmişim, ardında hiçlik. Seni tatmışım, tadında hiçlik. Sevgilim nerede? Yarin altın yüzüğünde. Şiirim nerede? Çaresizliğime gömdüm. Aklım nerede, Sabah ezanı sattım. İnancım nerede? Bütün evrene saçtım. Çağlar Simsoy İsm-i M...

Faktotum şiiri üzerine

Faktotum: Modern Hayatın Boğultusu ve Sessiz Çığlığı Yazan: Cihat G. Polat Eflatun'un "Faktotum" başlıklı şiiri, modern bireyin yaşadığı yabancılaşma, döngüselik, çaresizlik ve bu çaresizliğe karşı gelişen içsel çığlığı konu alıyor. Gerek dize yapısı gerekse dilin doğrudanlığı ile çağdaş şiirde nadir rastlanan bir sahicilik barındırıyor. İsim olarak "Faktotum"un seçimi ise sadece başlık olarak değil, bir kavramsal omurga olarak da şiirin tamamına yayılıyor. "Faktotum"un Kavramsal Yükü Latince kökenli "faktotum" kelimesi, "her işi yapan kişi" anlamını taşır. Bu anlam, şiirde anlatılan bireyin durumuna ironik bir şekilde tezat oluşturur. Çünkü şiirin ana karakteri, sistem içinde kaybolmuş, kendi kararlarından çok başkalarının haritalarına uyan bir figürdür. Charles Bukowski'nin aynı isimli romanına da dolaylı bir gönderme barındıran başlık, bireyin varoluş çabasının sistem içinde nasıl boşa çıktığına da dikkat çeker.   Tema: Mo...

Eflatun Solmaz - Faktotum

Resim
  Geçtim dediğin yolların, haritası çıkarılmış. Bir cümle için boşa, kaç soluk harcanmış. Gündüz çalış, akşam yitsin harçlığın. Üfleyerek havaya, işeyerek suya karışsın. Beklediğine değmez, kendinden başkasını, göremeyip sevemeyeni. Yürü git yürüyebildiğince, elinden geleni ardına koymayana, film karesinden fırlayana, bir geçerken uğrayana, ağlayışı, yalana. Tükürür gibi anar adını, kaldırımda kurur gidersin. Aynadaki zavallı, gölgen zavallı. Kimden çıkmışsan, senden çıkacak o. Yumurta veren, gezen kıçtan yararlı.

Uyduruklarla Savaş 6 - Ağlayıp Duran Oğuz Atay

Resim
Uyduruklarla Savaş 6 Ağlayıp Duran Oğuz Atay Fotoğrafını daha önce görmüşsünüzdür. Yıkıntıların fon olduğu fotoğrafta bir el yıpranmış, sararmış bir kitap tutmaktadır. Kitap üst köşesinden kıvrılmış. Kapağında şunlar yazılı: “gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara…” Bir de yazarının sözde ismi iliştirilmiş; Oğuz Atay. Kitap, sanki gerçekten yıkıntıların içerisinden çıkarılmış gibi görünüyor. Kitap gerçekse üzerinde yazan da gerçek olmalı. Kuşkuya düşmek için bir neden yok. Şimdiye kadar gördüğüm en gerçekçi uyduruk bu. İyi ama hangi yayınevi çıkarmış bu kitabı. Kapakta yayınevi logosu yok. Kapağın kıvrılan yerinin altında kalmış olabilir. Gerçi, hiçbir kapak tasarımında logonun cyclops gibi üste ortaya konduğu görülmemiştir. Diyelim ki öyle, bu kitabın ismi ne. Kitabın ismi, kitap üzerindeki uyduruk olabilir mi. Oğuz Atay’ın bu isimde bir kitabı bulunmuyor. Fotoğrafın bir görsel uyduruk olduğu konusunda kuşkumuz kalmıyor. Bel...

Uyduruklarla Savaş 5 - Matematik Bilmeyen Cemal Süreya

Resim
Uyduruklarla Savaş (Vol. 5) Şairin sözde şiiri şöyle başlıyor: "Bir kadını ortadan ikiye böl..." Bu korkunç satırı okuyan birinin şiir okuma isteğinin yitip gitmesi gerekmez mi. Şairi kim olursa olsun, bir şiir kitabında böyle bir dize varsa, o kitabın yeri çöptür. Herkes bilir, bir insanı ikiye bölerseniz ölür, geriye insan kalmaz. Bu iğrenç uyduruğun altına Cemal Süreya yazmak, internet evreninin çeşitli yerlerinde paylaşmak, şairin kemiklerini sızım sızım sızlatıyordur. Uyduruk şöyle sürüyor: "Yarısı annedir, Yarısı çocuk, Yarısı sevgili Yarısı aşk..." Görüldüğü gibi ikiye bölününce bereketi artmış. Öğretim hayatımızın ilk yıllarında öğrendiğimiz matematiksel gerçeklik, bir tamın iki yarım ettiğidir. Bu uydurukta dört yarım ediyor. Büyük bir şairseniz matematiksel gerçeklikler bile kaleminizin gücü altında bükülür, değişir, öyle düşünmüş olmalı uyduruk üretici bokyedibaşılar. İkiye böldük, dört yarım etti. Bu yarımlar neler: Anne, çocuk, sevgili, aşk... Ezogelin ...

Uyduruklarla Savaş 4 Getir Götürcü Montesquieu

Resim
Montesquieu, kitap bilmez paylaşım otomatlarına göre şöyle demiş:  "Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise, o ülke batar..." Bir kitapta böyle bir cümle görürseniz, okumayı sürdürür müsünüz? Ben sürdürmem. Kıraat eyleminin en az yapıldığı kıraathanelerdeki profesörlerden biri böyle analiz yapsa, kimse kafasını çevirip bakmaz. "Getiri”, Farsça kökenli “kâr”, Arapça kökenli “faiz” sözcükleriyle karşılık buluyor. Ekonomi ile ilgili bir terim. Yalakalık ve dürüstlük kavramlarının ekonomiyle doğrudan bir bağlantıları bulunmuyor. Hesap defterine, “aylık yalakalık getirisi”, “dürüstlük getirisi” yazılamayacağına göre hesaplamak da olanaksız. Hesaplansalar bile ikisi de getiri olduğuna göre artı hanesine yazılmaları gerekir. Çıkan sonuca bakıp ülkenin battığı sonucu çıkaramayız. Bir ülkenin batmasından ne anlamalıyız. Bir ülke Atlantis gibi mi Lehman Brothers, General Motors veya Esbank gibi mi batar. Buram buran 21. Yüzyıl uyduruğu kokan bu “...

Uyduruklarla Savaş 3 - Machiavelli Kişisel Gelişimci mi?

Resim
Niccolò Machiavelli, ünlü Il Principe , Latincesiyle De Principatibus, Türkçeye ise Prens ya da Hükümdar ismiyle çevrilen kitabın yazarıdır. Günümüzden beş asır önce yazılmış bu siyaset kitabının hacmi küçükse de önemi büyüktür. Uyduruk cenneti sosyal ağda Machiavelli'den bolca alıntı bulabilirsiniz. "Kitap alıntısı" yapan bir hesap şunu uyduruklamış : "İnsanları değiştirmeye çalışmayın. Onları olduğu gibi reddedin." Laf cambazlığından ibaret bu sıradan cümlede büyük hikmetler bulunmuş olmalı ki binlerce kez beğenilmiş, yüzlerce kez alıntılanmış. Keramet cümlede mi Machiavelli’de mi kestirmek güç. Sosyal ağlarda araştırırsanız sayısız kişinin bu uyduruğu paylaştığını görürsünüz. Belli ki paylaşanların hiçbiri Prens ismindeki kitabın yakınından geçmemişler. Yeri gelmişken belirteyim; sözde kitap okuyanları buluşturan 1000uyduruk sitesi de buna benzer zırvaların yayılmasına bolca katkıda bulunuyor. Machiavelli'nin temel konusu insan olmadığı, öğütle...

Mücevher Dikinesoy - Gamlı Felsefe

Resim
Mücevher Dikinesoy - Gamlı Felsefe ya da fesat aklın eleştirisi  online okumak için tıkla indirmek için tıkla   "Senin ne işin olur felsefe tüküren tüccar kafalı inşaatçılarla? Ağzında felsefe olsa da gözünde para yanar kimilerinin. Sen “hoca” dersin o seni beleş hizmetçi sanır. Sanmaz da öylesi işine gelir. Ah saf ve serseri arkadaşım! Adını her ne kadar Platon’dan almış olsan da sen Diyojen’in torunusun. Boş gezeceğine yine bedava çalış ama en azından tırnağının ucu kadar değecek insanlar için olsun."

Üç Cisim Problemi Roman İncelemesi

Resim
Netflix'teki dizinin alındığı romanı merak ediyor musunuz? Yattığın Yerden Edebiyat kanalındaki bu incelemeyi izleyin.

Uyduruklarla Savaş 2 - Ahlakın estetik standartları mı varmış?

Resim
Friedrich Nietzsche, sözde şöyle buyurmuş: "Bir hamamböceği öldürürsen kahramansın, bir kelebeği öldürürsen şeytansın. Ahlakın estetik standartları vardır." Bu sözden, daha doğrusu uyduruktan yola çıkarak, pek çok yazı yazılmış, podcast bile yapılmış. Anlaşılan günümüzde delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışan da kalmamış. Herkes o taşın baştan beri orada olduğu konusunda hemfikir ve tezler buna göre yazılıyor. Gür bıyıklı filozofumuz gerçekten bu sözü söylemiş mi, bakalım: Bilgiye erişmek bugün, geçmişle karşılaştırdığımızda çok kolay. Buna karşın istenmeyen yerlerde çıkan kıllar gibi her yerden uyduruk fışkırıyor. Uyduruk, hiçbir kaynağa dayanmadan, özellikle sosyal ağlarda paylaşılan sözcük öbekleridir. Uyduruk, yapay zekanın ürettiği resimler gibi, ilk bakışta güzel ve doğru gelebilir. Üzerinde biraz düşününce kuşkularınız artar. Öyleyse bu uydurukları paylaşanların paylaştıkları üzerinde hiç düşünmediklerini iddia edebiliriz. Günümüzün çok kullanılan sözcüğü “alg...

Uyduruklarla Savaş 1 - Karı-Koca ne demek oluyor?

Resim
İddia: "Neden erkeğe koca, kadına karı denir bilir misiniz?Ayakkabının, terliğin, çorabın, arabaya koşulan atların eşi olur. İnsanın eşi olmaz. Belki bir ömür eşlik ediyor diye, sevgiliye eş deniyor olabilir... Oysa Koca denmeli... Çünkü koca, bilge demektir. Koca demek dağ demektir. Dağ ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksik demektir. Dağların yücesine kar yağar diye, kadın da kar gibi, pak ve masum, örtmeli bir ömür boyu, süsü olmalı o yüce dağın... Yani bir erkek, bir hanıma, evlenme isteğini ilettiğinde, ona; ben koca bir dağım, sen de karım ol diyerek, ona baş tacım ol demek istiyor ne güzel değil mi..." Ne güzel değil mi? Değil! Çok romantik ama ne yazık ki tümüyle uydurma. "Koca" sözcüğü "bilge" karşılığını sonradan kazanmış olmalı. "Çok büyük", "iri" anlamlarına geldiği gibi insandan söz edildiğinde "yaşlı", "ihtiyar" karşılıklarını buluyor. Erkeğe koca denmesinde, "yaşına göre dav...

Dostoyevski - Yeraltından Notlar

Resim
Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı ve yeraltı insanı üzerine konuştuk. 

Paşa Çayı

Ne çocukça işler isim dediğin nedir kullanır atarım yenisini açarım vay benim ismim vay benim ben diye zırlamak niye benim diye yırtınacaktın niye günlerce çene çaldın adını ak çiçeklere yazan çıkar mı yine değerli olanı anlamayan en büyük nankör sensin sesinin yankısı diner kafalardan silinir sözler rutubetli sığınağında kokuşur yalnızlaşarak çürür bitersin

Medyasal Ağ

Sosyal ağlardaki ana başlık (top trend) virüslerine bile dayanabilen medya oluştu. Artık kendisine medya diyenleri kimse umursamıyor, tirajları yerlerde sürünüyor. Sosyal medyanın belleği, kurumsal medyanınkinden çok üstün. Bir tür sinirsel hastalıkla boğuşan kurumsal medya, toplumun yalnızca bilgisayar ve akıllı telefon kullanamayan kesiminde ilgi görebiliyor. Kurumsal medya ani, anlaşılmaz çabuklukla unutabiliyor. Oysa sosyal medyanın belleğinde tüm geçmiş olduğu gibi duruyor. Tüm izler silinse bile anımsayan biri çıkıveriyor, başkalarına anımsatıyor. Bellek, ayrım yapmadan çalışıyor. Geçmişin izleriyle boğuşup durmamak için, izlerin özenle bırakılması gerekiyor. Boş poşet gibi rüzgarda savrulup durmuşsanız işiniz zor, bellek çalışır ve geçmiş hayalet gibi karşınıza çıkar. Kuşkusuz sosyal medya da dikensiz gül bahçesi değil. Virüsleri saydım, onun dışında gürültü yapan haşereler var. Bunlar konuyu saptırıp başka mecraya çekmek derdindeler. Virüscükler gibi bunlar da enerji harc...

Kamu Malı

Resim
Aramızda kalsın ama aşağıdaki listede yer alan yazarların eserlerinin tamamı kamu malıdır. Ölüler telif alamazlar. Bu yazarların içinde, yaşarken değerini bilmemiş olduklarınız varsa, artık boşa harcama yapmanız gerekmez. Nasıl olacak, diye sorarsanız, biraz araştırma yapmanız yeterli. Bilim, sanat ve felsefe kamu malıdır. İnsanın yararına, beğenisine sunulur. Yaşarken yazarı desteklememişseniz, aç mı, tok mu, açıkta mı ilgilenmemişseniz hiç boşuna yorulmayın. Kitaba para harcayacaksanız durun, düşünün yaşayan yazarları seçin. Ölmüş yazarlardan yeni eser çıkmaz. Her nasılsa bir köşeye gizlenmiş eserler çıkabilirse de buna sizin katkınız olmaz. Yazarın birkaç dakikacık elektrik harcamasına destek olmamışsanız, içtiği çayda, yediği simitte katkınız yoksa, üründe kendinizi göremezsiniz. Sosyal ağlarla ilgili uyarımı da yapayım. Sanal ortamda sanatçıya ölüm yoktur. Ölümünden sonra yeni şiirler, aforizmalar edinen yazar çoktur. Tabi her bedava ürün gibi nitelik bakımından verimsizdir. L...