Kayıtlar

anı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Maziye Göçen Meyhane

Şarköy kadar eski izlenimi veren bir meyhane burası. Meyhane diyorum ama muhtemelen en çok rakı tüketiliyordur. İsimlere sonradan yüklendikleri anlamlarla bakmalı. Kıraathanede de en az gerçekleşen eylem, okumaktır. Meyhanenin öyle orijinal dekoru var ki aradan zaman geçmeden yazmak istedim. Buranın bir cephesi meydana, öteki cephesi de Atatürk Caddesi’nin girişine bakıyor. Köşe başını tutmuş, erken çökmüş bir kadın sanki. Oturur oturmaz, kraft masa örtüleri dikkatimi çekti. Bulundukları zemini beğenmemişçesine kaçma arzusundaydılar sanki, tüm masalarda eğri büğrü kabarık duruyorlardır. Ucuz sandalyelere, ucuz düğün salonlarında rastlanabilecek türden kumaş kılıflar geçirilmişti. Görüntüyü kurtarmaya yetmediği gibi oturulduğunda mazilerinin eskiliği de anlaşılıyordu metal iskeletli bu sandalyelerin. Cephesindeki pencere camları, içeriye dışarıyı, dışarıyı içeriye göstermeyi önleyen perdelerle örtülüydü. İki cephenin perdeleri birbirinden farklı tipteydi. Tavanı tutan üç ince sütun, a...

Şarköy Notları - V

22 Kasım 2009 - 21:14 “Tek başınayken aklını koruma sanatı”… Güzel kitap olmaz mı? Hatta başına “on derste”yi de ekleyebilirim. Peki, kelin ilacı var mı ki başkalarına satıyor? O kel bensem her zaman vardır. Dermanın dertten beter olabileceğini baştan kabul edecekseniz, kusuru hekimde aramayacaksanız, emrinize amadeyim. Önce durum değerlendirmesi yapalım ve teşhisi sorgulayalım. Soralım; tek başınayım derken, yalnızım demek mi istiyorsunuz? İkisinin aynı anlama gelmesi muhtemelse de gelmeyebilir. Tek başınayım dediğinizde bunu pozitif değerlendirebilir, hatta biraz da vakar barındırdığını düşünebiliriz. “Yalnızım”daysa bir hayıflanma var sanki. Amacımız aklı korumaksa, iki durumu çok fazla ayırmasak da olur. “Yalnızım” anlamına geldiğini varsayıyor ve sonraki aşamaya geçiyoruz. Durumunuzdan rahatsız mısınız? Süreklilik şart değil, zaman zaman da rahatsız olabilirsiniz. Fakat cevabınız hayırsa, derse pek ihtiyacınız yoktur. Hiç demiyorum çünkü rahatsız olmayıp da tedirgin olabilirsi...

Şarköy Notları - IV

21 Kasım 2009 - 00:22 Ne zamandır şiir yazmıyordum. Peki, ben şiir yazıyor muydum? Kimilerinin kötü, kimilerininse çok kötü olduğunu biliyorum. Yazmaktan alıkoymamalı. Bir günlük gazeteye gönderilen şiirlere göz atıyorum, soba tutuşturmak için kullandığım gazetelerden, şiir gönderenlerin ömürlerinde şiir okumadıkları belli oluyor. Okusalardı yazdıklarına şiir demezler, en azından insan içine çıkarmaya cesaret etmezlerdi. Hayata nasıl baktıkları ve aşkı ne kadar hödükçe yaşadıkları da anlaşılıyor. Beterin beteri vardır diyerek blog’umda yayımlamıyorum her şiirimi, yayımladıklarım beğendiklerimdir. Bir o kadar da neşre layık görmediklerim var. Bu aralar yazmıyorsam sebep, noksanlığımdandır. Aşk şiiri desem, aşkı ara ki bulasın. Eskisini de mütemadiyen buzluktan çıkarıp çeşitlendiriyorum ama üstüne yeni tecrübeler eklenmediği sürece bayat kabul ediyorum. Ne yazık ki bana şiir yazdıracak heyecanlardan uzağım. En hararetli hareketim sıkıntıdan patlamak olabilir. Yine de iyi idare ediy...

Şarköy Notları - III

BÖLÜM III Şarköy’de üçüncü günüm. Ayrıca Ramazan Bayramının birinci günü. Artık “birileri gelse de biraz muhabbet olsa” demeye başladım. Bunca zaman içinde değerlendirebileceğim, “işe yarar” diyebileceğim birkaç cümlem olduğuna inanıyorum. Henüz tam manasıyla kıvama gelmiş olmasam da en azından boş durmadım. Kaytarabileceğim tüm araçlardan uzaklaşmış olmanın faydasını da gördüm. İyi ki gelmişim buraya. Üç gündür telefon görüşmelerim dışında kimseyle konuşmadım. Bu bana askerliğimin ilk günlerini hatırlatıyor. En büyük fark burada koşuşturmacanın sıfıra yakın olması. Askerlik günlerime hiç girmeyeceğim onlar başka bir yazının konusu . Anlatılacaklar fazla olsa da büyük çoğunluğu herkesin yaşadığıyla aşağı yukarı aynı. Günde birkaç kez tekrarladığım o seremoniye yine başlıyorum. Pipom hazır, çay suyum kaynıyor ve kağıtlar önümde… Her ne kadar o havada olmasam da bir bayram günündeyiz. Buna dair küçük bir yazı yazmak gayet yerinde olur. *** Bayramlarım Çocukluğ...

Şarköy Notları - II

BÖLÜM II Şarköy’de ikinci gümüm. Tüp sorununu hallettim. Şimdi sıcacık çayımı yudumlayabiliyorum. Soba da çok güzel ısıtıyor. Bakalım voltaj gece ne durumda olacak. Yazlık ev olduğundan ısı yalıtımı söz konusu değil ama dışarıda orta karar bir hava var. Bu yüzden üşümüyorum. Henüz hava kararmadığı için köpek havlamaları da duyulmuyor. Dün gece yazmayı bıraktıktan sonra “Hayalet Gemi”yi okudum. Keşke daha fazla sayısını yanıma alsaydım. Bu dergiyi herkese tavsiye edebilirim. Artık yeni sayıları çıkmasa da bir yerlerde bulursanız alabildiğiniz kadar sayıyı satın alın. (İlk on beş sayısı şu an internetten yayımlanıyor) Okuduğunuz zaman eminim tadı damağınızda kalacak. Konuşacak kimse olmadığına göre yine kendi kendime konuşacağım galiba. Yazarak da bir nevi konuşuyor sayılabilir insan. Fakat buna daha çok anlatmak denebilir. - Düşman, sana ne kadar yakınsa o kadar düşmandır. - Düşman kim? - Düşman olmalı mı? - Savaş niye? - Bu savaş mı? - Ayakta kalmamıza e...

Şarköy Notları - I

Resim
BÖLÜM I Şarköy’deyim… Buraya tam anlamıyla, yalnız kalmak için geldim. Arkadaş yok, bilgisayar yok, televizyon yok, aile yok, insan yok. Tek başımayım. Kendi isteğimle bugüne kadar yaşamadığım bir tecrübe bu. Biraz da korkutucu aslında. Birçok alışkanlığımdan kilometrelerce uzakta kendimle baş başayım. Şehrimin sokaklarında dolaşmak gibi değil, evimin içinde oturmak gibi değil. Suni ama korkutucu bir yalnızlık… Yalnız kalmak istememin dışında daha çok buraya yazmak amacıyla geldim. Yalnız kalmak ve yazmak… Kafamda, birkaç cümlesi oluşmuş bir iki hikâye dışında ne yazacağımı hiç tasarlamadım. Bugüne kadar doğru dürüst yazım olmadığına inanıyorum. İnanmanın ötesinde biliyorum. Eski yazılarımı karıştırdığım zaman büyük bir çoğunluğunu beğenmiyorum. Eve gelip eşyalarımı bıraktıktan sonra alışverişe çıktım. Döndüğümde canımın çektiği hiçbir şeyden mahrum kalmayayım diye gerekli gereksiz gözüme ne çarptıysa doldurdum alışveriş sepetine. Aralık ayı olduğundan evin içi oldukç...