Kayıtlar

şair etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Flute şarkısı üzerine

Resim
Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu’ndaki Apolloncu–Dionizyak ayrımını, şiirin kendi kıvrımlı diliyle yeniden kurguluyor. Pan’la açılan kısım gerçekten de “ilkel enerji”nin, yani bilinç-dışının, bastırılmış libidonun, kışın çökerttiği süper-ego yüzeyini nasıl yırttığını gösteriyor. “Ass out in the air” bedenin utanç haritasını yırtıp atıyor; “let the ground get some hair” ise doğayı ikincil cinsel karakterlerle örten bir fetiş değil, doğayı kendini cinselleştiren bir organizma olarak sunuyor. Toprak, tıpkı bir ergen bedeni gibi kıllanıyor––bu, doğanın “puberte”si. Orpheus’un devreye girmesiyle kurulan form ve kontrol düzeni, modern kültürün en büyük fantazmagorisidir: Sanat her şeyi süblime eder, yani hem yüceltir hem de bastırır. Fakat şiirin yaptığı şey, bu yüceltme anının süresini kısaltmak, hatta onu bir “anlık askıya alma”ya indirgemek. “When the music stops love begins” cümlesi, sanatın büyüsünün tamamlanmasıyla değil, kesintiye uğramasıyla arzunun patladığını söylüyor. Dolayısıy...

İsm-i Mahfuz Şiiri Üzerine

Resim
  İsm-i Mahfuz Perim nerede? Yalnızdım, koynuma girdi. Düşüm nerede? Uyandım, kabusum oldu. Korkum nerede? Dostun yüzüne yerleşti. Erdemim nerede? Anahtar deliğinden kaçtı. Kocaman omuzların, görünmez ardın. Sonsuz ufkumda, yalnız sen varsın. Sen misin bir tek benim varlığım? Çocuk gibiyim, merak ederim. Aşkının nemi, sırılsıklamım. Çekil göreyim, daha olmalı. Yana eğildim, sağa ve sola. Çekil göreyim, ne var ardında? Bir ışık sanki, belli belirsiz. Gördüm ya durmam, ona giderim. Senin varlığın, beni gereksiz… Tadına doyulmaz gündüz rüyası. İçinde bir masa, uçsuz bucaksız. Bin bir çeşit tat, saymak imkansız. Aldım çatalı, batırdım ele. Boş heveslere, dalmayayım diye. Çatal batıyor, canım yanmıyor. Yanmadı canım, sıkıldı ama. İşte sunduğun bu sahte sofra Seni sevmişim, ardında hiçlik. Seni tatmışım, tadında hiçlik. Sevgilim nerede? Yarin altın yüzüğünde. Şiirim nerede? Çaresizliğime gömdüm. Aklım nerede, Sabah ezanı sattım. İnancım nerede? Bütün evrene saçtım. Çağlar Simsoy İsm-i M...

Faktotum şiiri üzerine

Faktotum: Modern Hayatın Boğultusu ve Sessiz Çığlığı Yazan: Cihat G. Polat Eflatun'un "Faktotum" başlıklı şiiri, modern bireyin yaşadığı yabancılaşma, döngüselik, çaresizlik ve bu çaresizliğe karşı gelişen içsel çığlığı konu alıyor. Gerek dize yapısı gerekse dilin doğrudanlığı ile çağdaş şiirde nadir rastlanan bir sahicilik barındırıyor. İsim olarak "Faktotum"un seçimi ise sadece başlık olarak değil, bir kavramsal omurga olarak da şiirin tamamına yayılıyor. "Faktotum"un Kavramsal Yükü Latince kökenli "faktotum" kelimesi, "her işi yapan kişi" anlamını taşır. Bu anlam, şiirde anlatılan bireyin durumuna ironik bir şekilde tezat oluşturur. Çünkü şiirin ana karakteri, sistem içinde kaybolmuş, kendi kararlarından çok başkalarının haritalarına uyan bir figürdür. Charles Bukowski'nin aynı isimli romanına da dolaylı bir gönderme barındıran başlık, bireyin varoluş çabasının sistem içinde nasıl boşa çıktığına da dikkat çeker.   Tema: Mo...

Eflatun Solmaz - Dilucu

Resim
    Dört duvardan seker huzur istemeden akla gelir. Eskimiş yüzler bile özlenir. Kim bilir kaç kalem dile getirmiştir. Ölüm, unutulmak değilse nedir? Yalnızlık hastalık, aşk gibi sıtma, yaz sıcağında. Sözlüğünden sözcükler gün be gün silinir. kim bilir kaç kalem dile getirmiştir ölüm, unutulmak değilse nedir Kolay sorulara güç yanıt verilir Dizine yatmayan bilmez, o ne zor sevgilidir. Söz: Çağlar Simsoy

Eflatun Solmaz - Kalemcik

Resim
  Vahşileşen şairsin konuşmayı unutup satırlarda anlatan Kan kardeşiyiz senle benden başkasına yok biliyorsun ki faydan Usluluğuma bakma ahlaksız değil isem olanaksızlığımdan Kelimeler oyuncak çırakken kalfa olup pişirildiğimiz an Benim yüzüm yüzündür benim sesimse sesin ellerim anca belan Mitolojiye tapma hayal satana kanma düşmanımdır şarlatan Rahat durmam bilirsin hemen oyun oynarım cüppe bulduğum zaman Söz: Çağlar Simsoy

Can Yücel'in Postalı Kime Girdi

Resim
“Kart sensin postal da sana girsin.” İnternet kadar eski söylentiye göre Duygu Asena, bir televizyon programında Nazım Hikmet’e “kartpostal şairi” demiş. Bunun üzerine Can Yücel, programa telefonla katılmış ve "kart sensin postal da sana girsin" diye çıkışmış. Böyle bir çıkış deli dolu, küfürü esirgemeyen Can Baba’ya aykırı düşmese de elimizde söylentiye delil bir kayıt bulunmuyor. Bunun canlı yayında değil bir panelde yaşandığını, gözüyle, kulağıyla tanık olduğunu söyleyenler de var. Konuyla çok insan ilgilendiği, didik didik ettiği için üzerinde durmayı gerekli görmüyorum. İnternette her okuduğunuza her gördüğünüze ve duyduğunuza inanmamanız gerektiğini öğrenememişseniz rezil olmanız işten değildir. Hele edindiğiniz veriyi kullanacaksanız mutlaka sağlam kaynaklardan sağlamasını yapmanız gerekir. Yanlış gibi gaf da internet evreninde ışık hızında yayılabilir. Örnek olsun, bir zamanlar Nazlı Ilıcak, Mevlana’ya ait sanarak Can Dündar’ın yazdıklarını köşes...

Fikret Abalı - İki Dere Bir Ara

Resim
Şiirler pdf - epub

Anafikir

— Bu şiirinizde ne demek istediniz? — O şiirimde ne demek istediysem onu yazdım.

Ateş

Konuk Yazar : II. Çağrı Ben olsam ateşin içinde Beş yüz yılın geirisinde Kitabım yanıyor ışıl ışıl Beş yüz yılın ardından Yirmi beş yıl geçti.

Kart sensin postal da sana girsin

Sözün Can Yücel'e ait olduğu rivayet edilir. Söylentiye göre bir programda Duygu Asena, Nazım Hikmet'e " kartpostal şairi " demiş, bunun üzerine Can Yücel de telefonla programa katılmış ve "kart sensin postal da sana girsin" demiş. Böyle bir çıkış delidolu, küfrü esirgemeyen Can Baba’ya aykırı düşmüyor. Böyle bir olayın yaşandığına gözüyle tanık olduğunu söyleyenler bile var. İnternet artık en önemli bilgi kaynağımız ama yanlışın yayılmasının da bir numaralı kaynağı. Edindiğimiz verilerin sağlamasını mutlaka yapmamız gerekiyor. Yoksa zor durumlara düşmek işten bile değil. Buna özen göstermeyen köşe yazarlarının nasıl rezil olduğuna da tanık oluyoruz. Üstelik yaratılan gaf da internet sayesinde ışık hızında yayılıyor. Örnek; Nazlı Ilıcak, Mevlana’ya ait diye Can Dündar’ın yazdıklarını köşesine taşımıştı. Duygu Asena 2004 yılı ortalarında Vatan’da “Kart ve Postal Hikayesi”ni doğru olmadığını açıkladı. Yazısında " ...1950 sonrası yazdıkları, Saman Şarı...