Kayıtlar

Maske Düşürme İktidarı

Bir despot kendi içindeki kötü niyetinin her zaman farkındadır ve bu yüzden kötü niyetli değilmiş gibi davranmak zorundadır. Ama herkesi böyle kandıramaz. İktidar sahibi olmayı arzulayan ve despotun iktidarını kabul etmeyen, kendilerini despotun rakipleri olarak gören başkaları hep vardır. Despot bunlara karşı her zaman tetiktedir, çünkü onun için potansiyel bir tehlike oluştururlar. Onların yüzündeki maskeyi yırtmak için uygun anı bekler, bu maskenin ardında kendi içinde çok iyi tanıdığı kötü niyeti bulacaktır. Bu insanların maskesini indirerek onları zararsız hale getirebilir. İşine gelirse, hayatlarını o an için bağışlayabilir, ama yeniden ‘öyle değilmiş’ gibi yapmamalarına dikkat edecektir; onların gerçek yüzünü imgeleminde açıkça korur. Başkalarındaki, kendisinin zorlamadığı bütün dönüşümlerden nefret eder. Yararlı bulduğu insanları terfi ettirebilir ama gerçekleştirilen sosyal dönüşüm, mutlak surette ayrı olmalıdır; orada durmalı ve bütünüyle onun iktidarının altında kalmalıdır...

Laibach - The Whistleblowers

Resim

Dedi 008

Öfken, gazabınla birlikte görünsün.

Teslim Ol Küçük

"Yaşlı kadının öyküleri boldu. Bir defasında, 1960 ihtilali sonrası olmalı, kekeme bir kıza kurşun dökmekten dönerken, kötü evlerden baskınla toplanan kadınların bindirildiği askeri otobüse binmişti yanlışlıkla. Bedava taşıt bulmanın sevinci kursağında kalmış, soluğu bir başgediklinin karşısında almıştı. Yaşından başından utanması yolunda bir yığın azar işittikten sonra, fahişe olmadığını, tek suçunun kurşun dökmek ve belki biraz da bedavacılığı sevmek olduğunu zar zor anlatabilmişti. Bu sefer de kurşun döktüğü için yemişti zılgıtı. Unutmamalıydı ki, ihtilal biraz da böyle safsataları ortadan kaldırmak için yapılmıştı. Ama iyi bir insandı gedikli, onu ciple evine kadar bırakmıştı. Sonradan bir gün yine çıkagelmişti de, üniformasıyla kadıncağızın yüreğini hoplatmıştı. Neyse ki bütün istediği, hasta anacığına kurşun döktürmekti." Sulhi Dölek, Teslim Ol Küçük

Platon'un Mağarası

Resim

Mağara'ya Selam

Platon'un Devlet adlı kitabından... [514a] “Ve şimdi,” diye sözüme devam ettim, “doğamızdaki (yaradılışımızdaki) eğitilmişlik ve eğitilmemişlik hali arasındaki farkı aşağıdaki olaylara bakarak benzetme (eğretileme) halinde kavramaya çalış. İnsanları yerin altındaki, mağaraya benzer bir mekânın içinde kafanda ve gözündecanlandır; bu mekânın, ışığın geldiği yönde, mağaranın kendisi kadar geniş bir ağzı (girişi) bulunmaktadır. Bu mağaranın içinde insanlar, çocukluktan itibaren orada yaşamak mecburiyetinde kalmış ve sadece karşılarına (ön tarafa) bakabilecekleri, ama zincirlerden ötürü başlarını (sağa sola) çeviremeyecekleri şekilde boyunlarından ve bacaklarından zincirlenmiş halde yaşamaktadırlar; çok uzaklardan, arkalarından ve yüksekten bir ateşin ışığı parlamaktadır; bu ışık ve zincirlenmiş insanların arasında, bir yol yukarılara gitmektedir; bu yolun üzerinde, tıpkı kukla oynatanların seyircinin önüne çekmiş oldukları ve üzerindeki sahnede sanatlarını icra ettikleri tahta perdey...

Fransız Teğmenin Kadını

“On dokuzuncu yüzyılda karşımıza neler çıkıyor? Kadının kutsal olduğu bir çağ; on üç yaşında bir kızı birkaç pounda satın alabilirsiniz -sadece birkaç saatliğine istiyorsanız üç-beş şilin yeterliydi. Ülke tarihi boyunca en çok kilisenin yapıldığı; Londra’daki her altmış evden birinin genelev olduğu bir çağ (şimdi altı binde bir filan). Evliliğin kutsallığı (ve evlilik öncesi iffet) her yerde yazılıp söylenirken, veliaht başta, devlet büyüklerinin hiç bu kadar kepaze bir özel hayatı olduğu görülmemişti. Ceza yasası düzenli olarak insanileştiriliyordu; kamçılama cezası o kadar yaygındı ki bir Fransız ciddi ciddi, Marquist de Sade’ın İngiliz kökenli olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı. Kadın gövdesi hiç bu kadar örtülmemişti; bütün heykeltıraşlar çıplak kadın vücudu yapma yeteneklerine göre değerlendiriliyordu. Cinselliği anlatırken öpücükten öte giden ve edebi değeri olan tek bir roman, oyun ya da şiir yazılmamışken, Dr.Bowd’ın (ölüm tarihi olan 1825. Viktorya çağı ethosunun, çağın başlangıc...