Kayıtlar

Gramer

Öznem gizli değildir Tepeme çizgi çekip Şöyle eğiğinden “Ben” diye yazma sakın Dinlemeyeceksin yine Ne dersem aksini yapacaksın Kendimden bilirim Gereklilik kipinde Ne dediysem Hep ama hep Aksini yaptım

Son Kapı

Başkasının düşüne giremezsin Kendi düşündesin Birliktelikler kesişmedir İç içe geçmek değil Ulaşamayacağı bir yer biliyorum En içteki o nurla dolu karanlık nokta

Ardımda Akşam Güneşi

Bir melek gördüm gölgemde Kendimi böyle bencilce sevdim Öyle geride kalmışım ki Geriye bir tek ben kalmışım Evcilik oynamayı becerememiş Üçüncü tekil şahıs kelamsızım Gizli öznelerde bile sadece Sadece kendime âşıkmışım Hımmmm Ne zaman kanatlanıp uçarım Denize vuran yansımasında ayın Bilmediğim kıyılara varırım

Kınalı

Boynunda, hareket ettikçe ses çıkarıyor. Toplanmışız bütün koyunlar, otlanıyoruz. Aramızda keçiler de var, yavrular da. Buranın otlarını beğenmedim, yemesen aç kalacağım. Ben de otların son bulduğu yere yöneldim. Burada koşarak, bağıra bağıra havyanlar geçiyor. Öyle hızlılar ki ne olduklarını seçemiyorum. Bizim ineklerden bile büyükler. Ata da benzemiyorlar. Yok bunların da tadı yok. Zaten çoban bağırıyor. Sopa yiye yiye öğrendim ne istediğini. Zaten o olmasa köpeği var. Bir kesesinde bu çimenliğin sonunda koşturan hayvanlardan biri, keçiye saldırdı. Keçi düştüğü yerden kalkamadı. O zaman gördüm o hayvanı. Durdu ve sustu, içinden bir çoban çıktı. Bizim çobanla bağrıştılar, bir süre konuştular. Sonra tekrar hayvanın içine girdi uzaklaştı. ... Sonra bir gün o korkunç hayvanlardan daha büyüğü geldi. Teker teker üzerine koydular bizi. Önce korktum ayak diredim. Hem sopayı yediğimden hem güç yetiremediğimden baş edemedim. ... Korkuyorum, bizimkilerden ikisinin kafasını ayırdılar, içle...

Natürmort

“Yok mu bunun ilacı?” kimini kör kuyularda unutur şenlik bitti mi talan başlar aşk bitince yalan başlar ve şen kahkalar arasında tecavüzler duyulmaz alkole batıp çıkmış taksim kuyruğunu kovalayan köpek bokuyla kavga eden deli

karadeli’ye atılmış şiir

değer mi onu bulmak da neymiş kalbimdeymiş oysa değer mi bedenden soyun sevişelim değer mi ruhun ikizini bulmuş kimin ikinde değer tabi yaşadın aslanım böyle bir dehaya hazır değil dünya patlasın mı dursun dedi tek parça çatlasın mı o yarık eder tehlikeli al başına belayı, sırtla uçurtmayı hadi delikanlı gibi davran velet en güçlü deparını göster biz büyülenmiştik o sözleri söyleyende kaybolmuştuk. sonra da birileri vücut kenarlarının tuhaf renkli olduğunu iddia ettiler. ben fark etmemiştim, umurumda değildi her kimse iyi oynuyordu çok güçlü bir rakip olabilirdi kendim için iki durum görüyorum inanmayanların cehennemi, ulaşamamaktır öyle acıyı yaşayacaksın ki inanacaksın gazabını değil sevgisini isteyeceksin sahip olduklarının tümünü vermeye hazır olduğunu söyledi. aldığı karşılık ver, öyle gel çocuğun yüzünün değişmesini görecektiniz fakat zekiydi o, söze karşılık vermedi öyle bir kapıdaydı ki içeriye girmesi için bırakması gerekenler çoktu sustu...

Sürünün Sessizliği

Gökten mi indik, sürüden mi çıktık (çıktık mı, orası ayrı)? Eğer gökten indiysek, ışıktan kopmuş gelmişizdir. Aydınlanma, bizi kaynağımıza ancak yok olarak ulaştırabilir. Yok sürüden/güruhtan çıktıysak, istisna olmamamız muhtemeldir. Demek ki sürüden, aydınlanmaya doğru tikel bir yönelim var demektir. Azınlık kalmak bakiyse ve oran aşağı yukarı aynıysa da yok oluş söz konusu değildir. Çünkü gerçeğe/gerçekliğe, diller sussa da susturulsa da varabiliyoruz. Evrenle yaşıt tecrübeye sahip bilincimizle, sürekli, her çağda, "bunda bir yanlışlık var" diyoruz. Biz görmezden geldiğimizde, kayaçlar bağırıyor, tortullar, parazitler, aminoasitler bağırıyor. Kendi kaslarımız, kemiklerimiz, hücrelerimiz bağırıyor. Yolculuğunda (belki) bir adım öndesindir. Gördüklerinden öyle korkmuşsundur ki hız kesmişsindir. Ardında bıraktıkların, fark attıkların yüzünden kaygılanmazsın. Ne kadar önde olursan ol, varacağın yeri ve neye dönüşeceğini bilemeyişin korkutur seni. Azınlık ne kelime, tek başına...