Kayıtlar

Dino Buzatti - Tatar Çölü

Resim
Bu kitabın başka bir ismi olsaydı, herhalde “beklemek” olurdu. Beklemek, insanın en zavallı ve en yaygın halidir. Harekete geçmeyi bekleriz, alışkanlıklarımızdan kurtulacağımız günü bekleriz, mutlu olmayı bekleriz, hep bekleriz. Çaba sarf etmeden yaşamak için anahtar kelimedir. Kendi kendimize kurduğumuz çaresizliğin adıdır. Kendimizde eksikliğin ne olduğunu keşfedemeden bekler, bir hiç olarak ölür gideriz. Bekleyen insan zavallıdır, çünkü gücü varken hareketsizdir. Yapabileceklerine gücü yetecekken bir komut, bir işaret, bir gerekçe arayarak eylemsizliğini sürdürür. Son nefese yaklaştığında ise, içinde boşa geçen zamanın derin pişmanlığını hisseder. O anda yapabileceğiyse sadece kendine acımaktır. Buzatti’nin karakteri Giovanni Drogo da bu acıklı bekleyişin içine düşenlerden. Sessizliğin, durağanlığın kalesi Bastiani’ye geldiğinde henüz genç bir teğmendir. Bastiani Kalesi ise o kapkara durağanlığıyla bütün gençlikleri yutan bir ejderdir. Kendi içindeki boşluğu kainatla bile doldu...

Eylülün Kulak Misafiri

— Özgür irade bir hatadır, öyle mi? — Kusursuz hesap yapabilen bir beynimiz olsa, seçmemiz gereken bellidir. — Ama biz hep doğruyu seçmeyiz. — Çünkü bilmeyiz. * * * — Teori olmadan pratik olur mu? — Olur ama balçık gibi olur. Pratik olmadan da teori olur. O da mevlana şekeri gibi olur. Katı ama toz olmaya müsait, kuru. — Ee tabi kurabiye değil, ağızda dağılanı makbul olsun. — Oyun hamuru makbulüdür. * * * — Okur musun? — Okurum. — Ne okursun? — Bildiğimi okurum. * * * — Sana bir şey aldım. — Ne aldın? — Tahmin et. — Kitap. * * * — Cevap vereceğim ama iki seçenek sunuyorum sana. Gerçeği mi istiyorsun, uydurmamı mı? — Hangi anlamda? — Bunun ne anlama geldiği… — Hee. Ne anlatıyor? — Gerçeği istiyorsan, sabretmen gerekiyor, öğrenmem gerek. Ama uydurmamı istiyorsan hazır. — Ne yapayım uydurmanı? * * * — Vatan için ölürüm. Vatan benim ailem. — Ben bu yüzden vatansızlığı seviyorum. — Ailesizliği yani. * * * — Adil olmayan bir Tanrı...

Ölçüsü Tutmayan Yazı

"Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum" Ahmet Telli Ferhan Şensoy’un bir oyununu hatırlıyorum. Delirmenin kolay yolunu anlatıyordu. Elinize bir kâğıt kalem alın, bir kelimeyi yazın diyordu. Sonrasını net hatırlamıyor, bir miktar uydurarak katkıda bulunuyorum. Aşağı yukarı şöyleydi: Kelimeyi sürekli tekrar edin, heceleyin, tekrar edin… Kelime bir süre sonra kontrolden çıkacak ve sizi de yanında götürecek. Ölçü… Kelimeyi yazıyor ve tekrar ediyorum. Tekrar… tekrar… tekrar… Öl-çü, öl-çü, öl-çü, ölçü, ölçü… Zaten anlamını doğru dürüst yakalayamamışım, iyice ipin ucunu kaçırıyorum. Delirmek değil, yazmak niyetinde olduğumdan bırakıyorum. Ölçü… Öl… Ölümle ilgisi var mı? Anlamı genişlettikten sonra her kavram, evreni dahi içine alabilecek hale gelebilir. Osmanlıca sözlüklere bakıyorum, hiç yeri yok, genç bir kelime çünkü. Anlamından yola çıkarak “mikyas”, “mesaha”, “mikdâr”, “derece”, “tedbir”, “had”, “müsâade”, “vezin”, “miyân...

Virane Lügat

Bize sözcük kalmadı Ne var ne yoksa çoktan hırpalandı Dalmış, yaprakmış, baharmış Hasretmiş, özlemmiş, ayrılık Acı, gençlik, yalnızlık... Manasını yitirdi Eski zaman aşkları Penis aynı penis Vajina aynı vajina Betimlemek için Ne geciktirici lazım Ne de viyagra Ama sözcükler eskidi Sözcükler yaşlandı, pörsüdü Tevazuda mübalağa Teveccüh ve mütalaa Kırk yıllık hatırlı kafein Götü göbeği büyüten endorfin Serenada ne hacet, parola: “hadi gel sevişelim” Nerede o eski günler? Nerede o eski bayramlar Aaah ah, nerede peki o Eski oğlanlar, oğlancılar Testesteronla tüberküloz Arasında ilinti kuranlar Bize sözcük kalmadı Ne var ne yoksa Çoktan hırpalandı

Parmak Hesabı

Tekken neysen o kadar Bir başkasına eklenerek Sayın belki artar. Azaldıkça öteki, Kalmayasın hiç kadar.

Yeni Halt

"Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim Baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim" Ne güzel anlatır bir cümle, Hayatın özeti Kaç kez kulağıma çalınmıştır Hayat… Arpa… Yemekse tabağındaki Hesap et bakalım Kaç insan tüketirsin Kapkara bir karamsar “Söylenecekler söylendi” diyor “Diyecek kalmadı” O halde susmalı Söylenmişleri düşünmeli Sessizliği dinlemeli

Ağustosun Kulak Misafiri

— Aklını peynir ekmekle yemişsin. — Peynir ekilir mi? — Sus be! * * * — sonra çekyatı açtık — çekyat sahnesi her versiyonda var zaten — hah hah ha — çekyat, cop... * * * — Bak. — Yıldızlar altında. — Herkes yıldızlar altındadır ki. * * * — Katılmıyorum. — Ben de katılmıyorum ama farklı düşünmek istiyorum. — Yandık desene. — Doğrusunu bilmem, gezelim bakalım. * * * — Müzik? — Lütfen. — Dönülmez akşamın ufkunda kara görünmez mi? — Her taraf kara, görünmez tabi. * * * — Şiir komik bi’şey. — Ciddiye alırsan öyle. * * * — Eğitimi bildikten sonra ne öğrettiğinin de pek bir önemi yok. Matematik öğretirken de zevk alabilirsin. — Yok ya nasıl duyacaksın. — Abi, matematiğe hâkim olduğunu düşünsene. — Ya matematiğe hâkim olmakla alakası yok. O kadar basit ki senin için onlar, çözeli yıllar olmuş. Bir bakıyorsun yirmi-otuz tane geri zekâlı, senin rahatlıkla çözdüğün problemlere aval aval bakıyorlar. * * * — Çok gülüyoruz iş yerinde o ...